24 Aralık 2011 Cumartesi

Transfer Dönemi Geldi Çıldırt Bizi Başkan

Ligin ilk yarısını tamamladık 5 Ocak itibari ile de ara transfer dönemine başlayacağız. Gazetelerin spor sayfaları gelenler gidenler kolonlarını doldurmaya başladı. Geçen postta anlattığımız mali duruma rağmen bir kısım taraftarımız başkanlarının kendilerini çıldırtmasını bekliyorlar. Bir önceki postu okuyup hala mevcut durumu anlayamayanlar için bir kere daha anlatayım; Beşiktaş'ın mevcut mali yapısı elinde beş tane kredi kartı olan ve tüm kartlarının limitlerini aşıp ay başında bırakın ödeme yapmayı tek bir kartın minimum ödemesini bile yapamayacak durumdadır. Aklı selim taraftarın sorması gereken soru Holosko, Edu gitsin yerine kim gelsin yerine bu duruma nasıl geldik nasıl çıkacağız olmalıdır.

Nasıl bu duruma geldik işinin bir miktar detayına bakalım, öz sermeyenin eksi 200M TL seviyesine gelmesinin en önemli nedeni yapılan transfer yanlışlarıdır. Beşiktaş A.Ş.'nin en büyük gider kalemi oyuncu transfer bedelleri ve oyuncu ücretleridir. Normal bir şirket anlayışı ile baktığınızda oyuncu maaşlarını kullanım gideri olarak kabul edersek oyuncu alış ve satışları burada takip edilmesi gereken en önemli noktadır. Oluşan bu eksi bakiyenin nasıl bu hale geldiğini anlamak için yapılan transferleri çıkardım.Listeyi kap.gov.tr den oluşturdum. Tabi oradaki ilk kayıt 2005 yılı ile başlıyor, 2005 ile 2009 arasındaki bildirimler çok özensiz olsa da bize mevcut durum hakkında bir bilgi veriyor.
2005 yılından bugüne kadar 78 adet transfer bildirimi var. Bu transfer kayıtlarına göre oyuncu almak için 180.172.039 TL (döviz çevrimleri için senelik ortalama kur kullandım) harcamışız, bu oyuncuların bir kısmına sözleşme fesih tazminatı olarak 7.635.380 TL ödemişiz, oyuncu satışından ise 9.307.500 TL kazanmışız. Bunları birbiri ile topladığımızda kasamızdan 178.499.919 TL çıkmış. Tabi bu rakkamları bu şekilde birbirleri ile topladığımızda bir miktar bakkal muhasebesi usulü ile bir sonuç elde ediliyor olsa da işin transfer yönünün ne kadar da kötü yönetildiğini gözler önüne seriyor.
Bu tablonun en enteresan tarafı satılan oyuncular. 2005 yılından beri para karşılığı satılan üç oyuncu var.
Aslında 3 isim de camia tarafından pek sevilmiyor :) Gordon Schildenfeld, Batuhan Karadeniz ve Rodrigo Tabata. Tabi Tabata'nın kalemine pekte gelir diyemeyiz kendisini 17M TL'ye alıp 2.7M TL'ye satmışız. Burada en çok kar elde edilen oyuncu Batuhan, alt yapıdan gelen oyuncuyu 4M TL'ye satıp önümüzdeki 7 sene içinde transfer olması durumunda transfer bedelinin %25'ini almışız. Sadece bu veri bile transfer işinin ne kadar kötü yönetildiğinin en büyük kanıtıdır.

Tabi ki de transferin bir yatırım olarak görülmesi ve kulübün başarısı için yapılması kadar doğal bir olgu yok ama listeyi tek tek incelediğinizde oyuncu seçimlerinin hatalı, maliyetlerin yüksek ve en önemlisi de elden çıkarılırken özensiz davranıldığını görebiliyorsunuz. Doğal olarak böyle bir transfer harcamasının gelirlerden karşılanması mümkün olmadığı için önce kredi alınıyor yetmiyor, hisse satılıyor o da yetmiyor, başkan para koyuyor ve bu sarmal aşağıya doğru dönmeye başlıyor. Her transfer döneminde  bir önceki dönem tonlarca para saçılarak alınmış oyuncular bedelsiz veya tazminatları ile gönderilip yerine yenileri alınıyor. Tabi bu noktada taraftar ne yapıyor "aman banane takımın muhasebesini ben mi tutuyorum bak Digiturk'ümü aldım kombinemi aldım bana Totti yi, Robinho yu al başkan, Yetmezzzzz Yıldırım Demirören Yetmezzzzzzzz" diyor maalesef.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Yetmez Demirören Ama Nereye Kadar

Şike konusu netleşene kadar kendi kendime bloga yazmamak konusunda bir karar almıştım ama takımın son zamanlardaki mali durumu nedeniyle bir kereliğine bu kararımı bozmaya karar verdim. Uzun süredir Beşiktaş A.Ş. yayınladığı mali tablolara bakıyorum ve çevremde bu işten anlayan insanlarla konuşuyorum. Aslında bu tabloların tartışılması en uygun ortam Mali Genel Kurullar olsa da oradaki yorumlar çoğu zaman objektiflikten uzak kalıyor. Yönetim borcu mümkün olduğunda kısmak yönünde yorum yaparken muhalefet ise tabloları mümkün olduğunca kötü göstermeye çalışıyor. Aslında ortada düzeltilecek veya kötüleştirilecek bir resim yok eğer bu şirket Demirören Grubuna ait bir işletme olsa idi sevgili başkan şirketin kapısına bizzat kilidi vurmuştu ancak özellikle spor işletmelerinin yapısı gereği bilançosunda yer alan bazı kalemlerin yoruma açık değerler olması nedeniyle Beşiktaş A.Ş. hayat destek ünitelerine bağlı bir hasta kıvamında hayatına devam ediyor ama işi kötü yanı hastanın net olarak beyin ölümü gerçekleşmiş durumda. Neden bu şekilde yorum getirdiğimi ekonomi terimlerine en uzak şekilde yaşayan insanların anlayacağı şekilde anlatmaya çalışayım.


Bu işi daha iyi anlayabilmek için öncelikle Beşiktaş A.Ş.'nin oluşumuna bakmak gerekiyor. Beşiktaş Spor Yatırımları A.Ş. Beşiktaş futbol takımının tüm hak ve değerlerine sahiptir. Yani burayı biraz daha açmak gerekirse futbolcular, takım ile ilgili her türlü yayın hakları, lig katılım payları, sanş oyunlarına satılan isim hakkı gibi futbol şubesinde değer oluşturan her türlü hareket bu şirket altında raporlanmaktadır. Bu şirket dışında BJK TV, BJK Turizm, BJK iletişim ve Kartal Yuvalarını işleten BJK Sportif Ticaret A.Ş.'nin faaliyetleri de BJK Spor Yatırımları ile birlikte raporlanmaktadır. Bu iki işletme dışında kalan faaliyetler ise derneğin mali tablolarında yer almaktadır. Aslında burada tablo biraz kararıyor, borsaya açık olan kısım bağımsız bir denetim firması tarafından denetlendiği için orada bulunan hareketler oldukça nettir ancak derneğin böyle bir sorumluluğu olmadığı için orası ile ilgili olarak güvenilir bir bağımsız denetim sonucu elde etmek konusunda sıkıntılar vardır. Hatırlarsanız benzer durum Fenerbahçe için de uzun süre tartışılmıştı, özellikle şirketin bir ortağı olan dernek üzerinden yapılan hareketlerin takip edilmesi ve raporlanması konusunda sıkıntılar yaşanmıştı.

Dernek bilançosuna baktığımızda buradaki en büyük hareket 90.5M borçtur. Bu borcun 10M kadarı Serdal Adalı'ya geri kalan kısmı ise Demirören ailesinindir. Konsolide net borç rakkamının hesaplanmasında BJK A.Ş. tarafında 2010 4. çeyrek ve derneğin 2011 1. çeyrek bilançoları kullanılmıştır. Bu tablolara baktığımızda BJK A.Ş. mevcutları 47milyon TL borçları ise 318milyon TLdir. BJK A.Ş. net borcu bu şekilde 271M TL düzeyindedir. Dernekte ise mevcut 8.7milyon borç ise 129 Milyon'dur. Derneğin borç durumu da bu durum itibari ile  121Milyon düzeyindedir. Bu şekilde konsolide borcun 392M TL düzeyinde olduğu söylenebilir. Tabi buradaki en önemli sıkıntı bu borç miktarı değil devam eden senelere bakıldığında ortaya çıkan faaliyet karlılığıdır. Tabi bu noktada aklınıza öz sermayesi bu noktada olan şirketin nasıl iflas etmediği sorusu geliyordur. Yukarıda belirttiğim gibi şirketin aktifinde bulunan futbolcular tekrar değerleme yönetimi ile her dönem yeniden değerlendiriliyor tabi bu değerlendirme çoğu zaman gerçek bedellerinin bir miktar ötesinde gerçekleştiriliyor. O şekilde kulübün iflasının önüne geçiliyor. Bir dönem yine böyle bir sıkıntı yaşandığında Delgado'nun lisansı alelacele kulübe alınmış ve o an için şirketin sıkıntıya düşmesi önlenmişti. Bu noktada mevcut durumda bazı oyuncuların değerlerini sizlerle paylaşmak istiyorum bu şekilde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
  
Hugo Almeida 17M TL
İbrahim Toroman 10M TL
Necip Uysal 9M TL
Quaresma 24.5M TL
Simao 10M TL
Tabata 7M TL

Örneğin Tabata'nın değeri burada 7M TL iken kendisini 1.5M Eur'ya zar zor sattık.

Şirket her geçen sene buradaki bakiyeye eksi yazmaktadır. Bu bakiyeyi tersine çevirmek için kulübün süreklilik arz eden ve gelir getiren kaynaklara ihtiyacı vardır. Mevcut durumda yönetim bu kaynağı yaratmak yerine taraftarın gözüne güzel gözükecek sansasyonel transferlerle buradaki açığın daha çok büyümesine sebebiyet vermektedir. İşte Beşiktaş için işin esas karanlık noktası da budur. Tabi bu noktada bizi bekleyen tek sıkıntı bilançodaki bu eksi değer değildir. Bugüne kadar kulüpler gerek başkanların yardımı zaman zamansa devlet yardımları ile bu tabloyu bir çöküş tablosu olmaktan kurtarmıştır ancak önümüzdeki dönemde bu kurtarışlara engel olacak bir yeni uygulama devreye girecektir, Finansal Fair Play.

Peki UEFA'nın ortaya koyduğu bu Finansal Fair Play nedir?

- Futbol takımlarının giderleri gelirlerini aşmayacak.
- Son üç yıllık toplam gider, son 3 yıllık toplam geliri en fazla 5M Eur aşabilecek. Tabi bu kuralın istisnası 2015 yılına kadar bu değer 45M Eur, 2018'e kadar 30M Eur, 2018'den sonra 5M Eur olarak takip edilecek.
- Gelirler hesaplanırken stad gelirleri, yayın hakları, sponsorluk gelirleri, futbolcu satışı gelirleri hesaba katılacak.Diğer gelirler futbol dışı bırakılacak yani Fulya'dan gelen gelirler bu değerlendirmenin dışında kalacak.
- Kulübün hiçbir oyuncu ve yasal kuruma vadesi geçmiş borcu olmayacak.
- Öz sermayenin negatife düşmesi engellenecek.
- Futbolcu maaş, ücret ve primleri, toplam gelirin %70'ini geçemeyecek.
- Toplam borç, toplam gelirin %100'ünü geçemeyecek.

Bu noktadan bakıldığında bu kriterleri şu an itibari ile karşılamamız imkansız gözüküyor. Tabi öte yandan değişen taraftar profilini !!! sakinleştirmek ve de mutlu etmek için her transfer döneminde yapılması gereken yıldız transferlerin bu mali tablo ile karşılanması mümkün değildir.

Peki bu tablonun düzelmesi için ne yapılabilir;

Öncelikle kulübün ciddi şekilde bir sermaye girişine ihtiyacı vardır. Hele ki gelirlerin önemli bir kısmını oluşturan naklen yayın gelirlerinin bugünlerde düzenli olarak tahsil edilemediğini düşünürsek kulübün para ihtiyacının daha artacağını düşünmek yanlış olmaz. Mevcut duruma bakıldığında para girişini sağlamanın iki yolu var, ya bir miktar daha hisse satmak ya da elde bulunan değerli oyuncuları satmak. Her ikisi açısından da sıkıntı var hisse satışı bir süre sonra tehlikeli boyutlara erişebilir bu durumda yeni TTK'nın da değişmesi ile birlikte çoğunluk hisse üzerinden kulübün sahibi bir kurum veya kişi olabilmesinin yolu açılır. Mevcut yasalarda çoğunluk hisse kaybedilse bile şirket sözleşmesine bağlanarak hakimiyet kaybı söz konusu değil ancak yeni yasa ile ne olacağı kestirilemez. İkinci ihtimal gerçekleşir elde ki değerli oyuncuların satışı gerçekleşirse de bu sefer Kobe'yi Deron'u Totti'yi Beckham'ı bekleyen topluluk Quaresma transferi öncesi duruma geçip başkanını stada sokmaz. Ama gerçekçi davranmak gerekiyorsa bu yönde küçülmek en doğrusudur bugün için sadece kaybedilecek olan oyuncular olacaktır gelecekte ise kulübün kaybı söz konusudur. Zaten bu şekilde tribünden yıldız sevdalılarının uzaklaşıp orayı gerçek sahiplerine bırakacaklarını düşünüyorum.



5 Eylül 2011 Pazartesi

En İyi İkinci Meselesi

Şu an için gruplara baktığımızda en iyi ikinciler arasında son tablo; 

Norveç 13 puan (5'li grup 2 maçı  var, kıbrıs rum kesimi ve danimarka ile)
İsveç    12 puan (6'lı grup 3 maçı var, hollanda,finlandiya ve san marino ile, san marino grup sonuncusu olduğu için 2 maç sayabiliriz) hollanda grup birincisi 
Karadağ 11 puan (5'li grup 2 maçı var, isviçre ve grup birincisi ingiltere ile)
İrlanda 11 puan (6'lı grup 3 maçı var Ermenistan, Andora, Rusya) Rusya grup lideri Andora sonuncusu. 
Bosna 10 puan (6'lı grup (3 maçı var, Fransa, Luksemburg, Belarus) Luksemburg grup sonuncusu Fransa grup lideri 
Hırvatistan 10 puan (6'lı grup 3 maçı var,Letonya, İsrail, Yunanistan) Yunanistan grup lideri 
Çek Cumhuriyeti 10 Puan (5 li grup  İspanya ve Litvanya) İspanya grup lideri 
Türkiye 7 Puan (6'lı grup, Avusturya, Almanya, Azerbaycan) Almanya grup lideri 
Slovenya 5 puan (6'lı grup italya sırbistan) italya grup lideri sırbistan aynı puanda üçüncü

Tabi bu tabloya bakıldığında en rahat durumda olan Norveç, 5li grup olduğu için grup sonuncusu ile yaptığı maçların puanları silinmiyor ve de maçları Kıbrıs rum kesimi ve danimarka ile. Her iki maçı da kazandığında puanını 19'a çıkarıyor ve işini garantiliyor. Bence Norveç'ten sonra en şanslı takım Hırvatistan, oynayacağı üç maçta grup sonuncusu ile maçı yok ve grubun lideri yunanistan ile maçı var. Bu maçlardan minimum 6 puan çıkardığında o da favoriler arasına giriyor. 

Bizim durumumuz her zaman olduğu gibi bizden çok başkalarına bağlı, öncelikle 3 puanlı Kazakistan'ın 4 puanlı Azerbaycan'ı geçmesi gerekiyor. Bu durumda grup sonuncusu maçlarından 3 puanlık avantaj daha kazanıyoruz ve kalan 3 maçımızdan Avusturya ve Azerbaycan'ı yenip Almanya'dan da puan almamız gerekiyor. Tabi tüm bunları yapsak bile Norveç'in 4 puandan az alıp Kazakistan'ın grup sonuncusu olmamasını bekleyeceğiz. Bence ikinciler arasındaki rakibimizi beklememiz daha doğru olacak. Tabi bu sefer ikinciler grubu bayağı güçlü :)

2 Eylül 2011 Cuma

Seviyoruz Jorge Mendes'i


Mendes'ten yeni bir oyuncu daha aldık, ismi Julio Regufe Alves. Kendisi Bruno Alves'in kardeşi U-20 Portekiz Milli takımında ve Atletico Madrid'in B takımında oynuyor. Açıkçası bu seneki Portekiz milli takım altın jenarasyonlardan sonra uzun süredir gördüğüm en defansif portekiz takımıydı. Alves kardeşimiz de bu takımda ilk onbirden çok ağırlıklı olarak yedek oynayan bir oyuncu idi. Şimdi biz bu gelecek vaadeden !!! arkadaşın bonservisinin %50'sine 3.1 M ödedik, bonservisin öteki yarısı da Mendes'in şirketi tarafından alındı. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim Alves'in bonservis bedeli 6.2 M Eur iken Fernansdes'in bonservisi 2M Eur. 


Öte yandan yine gündemde bir Almeida konusu var. Almeida ile ilgili olarak KAP'a gönderdiği bildirimde aşağıdaki ifade yer almaktadır; 

Almeida'nın transferi ise yine anılan oyuncunun daha evvelki kulübü olan Werder Bremen ile Şirketimiz arasında yapılan sözleşme kapsamında doğrudan Şirketimizce gerçekleştirilmiş olup, bu sözleşmeye istinaden Werder Bremen Kulübüne Almeida'nın federatif hakları için Şirketimizce 2.000.000 Euro ödenecektir.

Şirketimiz , Almeida'nın eski kulübü Werder Bremen ile imzaladığı transfer sözleşmesinden ve futbolcu ile imzaladığı sporcu sözleşmesinden sonra, yurtdışında kurulu bir firmanın Almeida'nın federatif hakları içinde yer alan ekonomik haklarının (Ekonomik haklar, oyuncunun Şirketimizce başka bir kulübe transfer edilmesi halinde ortaya çıkacak transfer bedeliyle sınırlı olmaksızın yaratılacak finansal değerlerdir.) %45'ine katılım için 2.000.000 Euro ödeme teklifini kabul etmiş ve taraflar arasında buna ilişkin özel nitelikte bir Ekonomik Haklara İştirak Sözleşmesi imzalanmıştır. 

Yani buradan anlaşıldığı üzere Almeida Werder Bremen'den 2M Eur karşılığında alınıyor ve bonservisi alındıktan hemen sonra oyuncunun haklarının %45'i 2M Eur karşılığında fona devrediliyor. Yani Beşiktaş Almeida için cebinden hiç bir para ödemeden Almeida'ya sahip oluyor. Bu durum o günlerde çok büyük bir transfer başarısı olarak anlatılmıştı. Aynı bildirimde yer alan bir madde de 

"d-Oyuncu için gelen transfer teklifini Şirketimizin kabul etmesi ancak Firmanın kabul etmemesine rağmen transferin Şirketimizce gerçekleştirilmesi durumunda, Firmanın ekonomik haklarına karşılık minimum 4.500.000 Euro ödenecektir. Oyuncu için gelen transfer teklifini Şirketimizin reddetmesi ancak, Firmanın kabul etmesi halinde ise, transfer teklifinin % 45'i fona ödenerek ekonomik hakların da Şirketimizce geri alınması söz konusu olabilecektir." yazıyor. 

Bir kaç gün önce kulüp yeni bir bildirim yayınlayarak Almeida'nın haklarını fondan almak için görüşmelere başladığını bildirdi. Muhtemelen 4M Eur civarında bir paraya %45'lik haklar kulübe devredilecek. Yani bir anlamda Ocak ayında fondan aldığı 2M Eur'yu Eylül ayında 4M Eur olarak ödeyecek. Bundan sonrası için yorum yapmıyorum, yorumu sizlere bırakıyorum. 

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Neden?

Bu sonun başlangıcı Çarşı'nın "Ahmet Dursun Seba Gitsin" haykırışlarıyla başlamıştı. Bu haykırışların sonunda Seba gitmişti ama giderken de çok değerli bir şeyi Şerefli Beşiktaş'ı da yanında götürmüştü. Önce Serdar Bilgili sonrasında da Yıldırım Demirören'le devam eden ruhsuz bedenin beyin ölümü bugün sabah karşı gerçekleşti. Bir çok insan Masumiyet Karinesinden bahsedebilir ama benim için bu iddalarla birlikte kulübümün adının anılması bile yeterlidir. Bizler Beşiktaş'lılar olarak hiç bir zaman o metal objenin peşinde koşarken kendimizden Beşiktaş'lılığımızdan ödün vermemiştik, bizim içim asl olan mücadele etmekti o yarışın içinde olmaktı bu camianın hiç bir zaman önceleliği ne olursa olsun kazanmak değildi. Bu yarışın içinde nice seneler kaybeden olduk ama kaybedirken de temizliğimizden, dürüstlüğümüzden ödün vermeden kaybettik, dün akşamdan beri kendi kendime sorduğum tek bir soru var Neden? Gerçekten bu sorunun cevabını bilen varsa bana da söylesin.......


11 Mayıs 2011 Çarşamba

Simao Attı Kupa Geldi

Kötü geçen lig sezonunun tesellisi olarak kupaya sarılan Beşiktaş Simao'nun attığı 5. penaltı ile kupada da kabus görmeden uykusunda uyandı. Ben dahil bir çok Beşiktaş taraftarını kupada görmek istediği en son rakipdi aslında İBB, dün oynadıkları oyun ile de bu konuda insanların tedirginliğinin boşuna olmadığını gösterdiler.

Aslında Beşiktaş daha önce oynadığı 9 maçtan kazandıklarına benzer bir formasyonda sahada yer alıyordu. İBB'ye karşı kaybedilen maçların genel özeti olarak dirençsiz orta sahaları neden olarak rahatlıkla gösterebiliriz. Dün ise özellikle ilk yarıda Fernansdes ve Necip ile İBB'nin kendisine yaptığını yaptı Beşiktaş. Oyunu ağırlıklı kendi sahasında kabul ederek orta sahadaki ani baskılarla kapılan toplarda çok sayıda kontra pozisyon buldu. Açıkçası karşısında kendisi gibi oynayan bir Beşiktaş beklemeyen İBB ilk otuz dakikada bu şoku üzerinden atamadı, oynamaya değil oynatmamaya alışık İBB bu dönemde oldukça bocaladı. Zaten Fernandes'in güzel asisti ile Quaresma'nın attığı golü de bu bölümde buldu takım. Bu gol dışında da özellikle Quaresma'nın içinde olduğu çok fazla sayıda gol pozisyonu yakaladı Beşiktaş ama bu pozisyonlardaki son vuruş, pas seçimlerinde yapılan hatalarda nedeniyle gol sayısını arttırmak mümkün olmadı.

Gelen gol ile birlikte takımın iyice geriye yaslanması ve de geriden çıkan topları alması ve oyunu  rahatlatması gereken Guti'nin bu role hiç soyunmaması nedeniyle İBB pozisyonlar bulmaya başladı. Eğer ilk yarı takım geçerli bir gol yemediyse bu Necip ve özellikle de Fernandes'in Guti'nin yapması gerekenleri de yapmalarından kaynaklanmıştır. Burada yeri gelmişken bu takımın ilk transferi Fernandes olmalıdır. Yaşadığı sakatlığın etkilerini günden güne üzerinden atan Fernandes dün akşam eski günlerine çok yakın bir performans sergilemiştir. Fiziksel olarak sağlıklı bir Fernandes sadece Türkiye liginin değil Avrupa'da da o mevkinin sayılı isimlerinden birisidir. O nedenle piyasada adı geçen oyunculardan önce ilk imza Fernandes'e attırılmalıdır.

İkinci yarı ile karşımıza çıkan tablo ilk yarının sonundaki tablodan pek farklı olmadı. İBB defansta Toroman'ın yokluğunun hissedildiği iki pozisyonda önce beraberliği sonrasında da öne geçecek sayıyı yakaladı. Aslında sadece bu maç bile Tayfur Hoca'nın neden Beşiktaş'ın teknik direktörü olmayacağının kanıtı bir maçtı. Öncelikle ilk otuz dakikadan sonra artan İBB baskısı karşısında hiçbir önlem olamadı, maçı bizim televizyondan izlediğimiz tempoda seyretti. İlk yarının ardından artık sahadan iyice silinen Guti'ye 109 dakika boyunca bir müdahale yapmadı. Tabi nasıl müdahale yapsın elinde adam mı var diyenler olacaktır. Kulübede Ernst'in olmamasının suçu da Tayhur Hoca'nındır. Kupaya göre daha az önemi olan maçlarda oynatabileceği gençler yerine sahaya sürdüğü Ernst'in sakatlanması da onun sorumsuzluğundandır. Ernst olmasa bile elindeki yedek oyunculardan Guti'ye alternatif yaratabilirdi. Onur'u direkt olarak onun yerine alabilir veya sağ beke Hilbert'i alıp Erkem'i orta sahaya alıp Guti Onur değişikliği yapabilirdi. Ama o bu durumda bile en yanlış tercihi yapıp Guti Hilbert değişikliği yaptı. Tayfur Hoca'nın finaldeki hataları bununla da sınırlı değildi, penaltı sıralamasında takımın en iyi penaltı atan oyuncusu Simao'yu 5. sıraya yazması da doğru bir tercih değildi. Penaltılarn daha önce bitmesi durumunda takımın en iyi penaltı atan oyuncusu bu atışı kullanamama tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Bu listeyi daha da uzatmak mümkün o nedenle kendisine en kısa sürede hizmetlerinden dolayı  teşekkür edilerek teknik adamlık hayatında başarılar dilemek üzere yollar ayrılmalıdır.

Maç sonunda kupayı en coşkulu şekilde kutlayan Almeida'nın da oyuna girdikten sonraki performansı son derece iyiydi. Özellikle oyunun son bölümünde yaratılan tehlikelerin hemen hemen hepsinde onun adı vardı. Dün maçtan sonra yapılan basın toplantısında Beşiktaş'tan ayrıldığını açıklayan Bobo'nun gidişi ile Almeida'nın bu takımda tutulması gerekliliği daha fazla olarak arttı. Tabi konunu içinde fon olduğu için o konuda söyleyecek fazla sözümüz yok.

Sözün özü kupa sevincini kısa kesip bir an önce önümüzdeki sene ile ilgili çalışmalara başlamak gerekir, alınacak çok yol var. 

5 Mayıs 2011 Perşembe

Türk Teknik Direktörlere Güvenelim!

Dün akşam NtvSpor'da Türk teknik direktörlerle iman tazeleme programı vardı. Benim bu konudaki fikrim sabit, bence işin özü, işini iyi yapan bir kişinin milliyeti olmaz dolayısıyla işin başındaki adamın sadece Türk olması nedeniyle desteklenmesi de söz konusu olamaz. Benim gördüğüm kadarıyla bir çok Türk teknik adam sadece geçmişteki futbolculuk kariyerleri nedeniyle futbolu bıraktıktan hemen sonra Süper Lig'te iş bulabiliyorlar. Sadece bu detay bile  aslında Türk teknik adamların desteklenmediği savını ortadan kaldırıyor. Öte yandan biz işin başına geldiğimizde bize verilen destek ile yabancı teknik direktörlere verilen destek aynı değil savı da tamamen algı yanılmasından ibarettir. Bugün Tayfur Havutçu'nun yerinde bir yabancı teknik adam olsa ve mevcut durumda takımda tek genç oyuncu oynatmasa alacağı eleştirileri tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.

Aslında konuyu milliyet tartışmasından çıkartıp nitelikli, niteliksiz eksenine almak daha doğru olur. Özellikle son yıllarda tüm dünya ekonomilerinin global olarak birbirine bağlanması ile birlikte iş dünyasında kullanılan bir terim var "iyi olan hiçbir şey yerel kalamaz", bu söz kesinlikle futbol için de geçerli. Futbolcu veya teknik direktör olarak eğer gerçekten belli bir seviyenin üzerinde iseniz yurt dışında konuşulmaya veya düşünülmeye başlıyorsunuz. Sadece bu argümanla bile Türk teknik adamların durumu rahatlıkla ortaya koymaya yeterdir. Bu ülkenin teknik direktör olarak tek ihracatı Fatih Terim ve bir de onun yanında gelecek vaad eden teknik direktörler listesine giren Ertuğrul Sağlam'dır. Bu iki ismin dışında birisinin yurt dışı için düşünülmemesidir asıl tartışılması gereken.

Son olarak bu konu ile ilgili bir saptamamı daha paylaşmak istiyorum, teknik direktör özellikleri içinde "adam gibi adam" olmak diye bir kriter yoktur. Bu kriter zaten insan olmanın bir kriteridir. Adam gibi adam olmayan kişiden sadece teknik direktör değil hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla bir teknik direktörü överken adam gibi adam demek biraz komik kaçıyor.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...