19 Ağustos 2012 Pazar

Part-Time Büyükşehir

Fikstür çekildiğinde  son yılların en zorlu ilk altı haftası ile karşı karşıya kalmıştı Beşiktaş ve bu seri lige çıktığından beri sahasında yenemediği İBB ile başlıyordu. Bir anlamda gelenek bozulmadı ve deplasmandaki İBB galibiyeti bir başka sezona kaldı.

Samet Hoca sahaya takımı Kayseri maçının ikinci yarısındaki düzende sahaya sürdü. Oyunculardaki en önemli değişiklik Veli'nin partneri olarak Hasan Türk'ün seçilmesi idi. Hasan oyundan çıkana kadar kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirdi. Sakatlanan kadar Veli ve sonrasında da Necip'in yanında o bölgede bir alternatif olabileceğini gösterdi. İlerleyen haftalarda Süper Lige alışması ile birlikte saha içi verimini de arttıracaktır. Yine de oyunda kaldığı süre içinde gerek savunmaya yardımı olsun gerekse de takımın pas paylaşımında olumlu katkı sağladı.

Samet Hoca'nın ikinci değişikliği de stoper kurgusunda idi. Stoper tercihinde Escude'nin yerine topun sahibi Toraman'ı tercih etti hoca. Beşiktaş'ın oyuna daha çok hakim olduğu ilk onbeş dakikadan sonra bu tercihin sıkıntıları ortaya çıktı. Veli'nin sakatlanıp çıkması ile birlikte orta alanda baskı ile kazanılan top opsiyonu ortadan kalkınca oyun Toraman'ın geriden mancınık ile gönderdiği toplarla kurulma opsiyonuna döndü ki bu topları rahatça alan İBB sürekli olarak Beşiktaş sahasında görülmeye başlandı. Escude'nin bu bölümde sahada olması oyun kurgusunda daha çok ayağa pas opsiyonun ortaya konmasını sağlayabilirdi ama Samet Hoca büyük kaptanın !!! ligin ilk maçında kesik yemesine gönlü razı gelmedi. Savunma hattındaki tek sıkıntı stoper yerleşiminde değildi, her iki bek de henüz sezonu açmamış bir görüntü sergilediler. Hem Hilbert hem de Uğur, savunma ve hücum katkısı adına sahaya hiç bir şey koymadılar. Savunmadaki bir diğer değişiklik duran toplarda yapılan alan savunması idi. Alan savunması artık bir çok takımın tercih ettiği ve iyi kurgulandığında diğer alternatiflere göre etkin bir savunma opsiyonu. Ancak yenilen golde olduğu gibi duran topun paslaşarak kullanılması durumunda savunma dengesinin çabucak bozulduğu bir opsiyon, hızlı paslaşma ve iyi bir orta ile savunmada boş adam opsiyonları yaratılabilir. Bu konuda pratiği geliştirmek için ciddi çalışma yapılması gerekiyor. Ligin ilk bölümünde bu tipte kopya goller kalemizde görebiliriz.

Hücum opsiyonlarında ise Pektemek, Almeida ve Olcay özellikle ilk onbeş dakikadan sonra ciddi anlamda birbirlerinden kopuk bir oyun sergilediler. Özellikle Olcay ve Pektemek ilk yarıda sahada hiç görünmediler desek hata etmiş olmayız. Almeida ise sadece kendisine dikilen toplarda ortaya çıktı ve bunlarında bir çoğunu rakip stoperlere bıraktı. Takımın hücum opsiyonu olarak üç temel kurgu göze çarpıyor. Rakipten kapılan toplarla ani atak başlangıçları, bunu ilk dakikalarda Veli'nin kaptığı topta Almeida'ya gönderdiği uzun pas ve kalecinin elinden kaçırması ile girilen gol pozisyonunda gördük. Tabi burada özellikle Veli'nin erken sakatlanıp çıkması bu alternatifi ortadan kaldı. İkinici olarak ise Fernandes'in üçüncü bölgede buluşacağı toplarda şahsi yeteneklerini devreye sokup arkadaşlarına pozisyon üretmesi. Bu alternatif de Oğuzhan'ın oyuna girişi ile Fernandes'in ön bölgede topla buluşması şeklinde maçın sonralarında gördük. Son olarak da duran toplar, bu alternatifi atılan ve ofsayt nedeniyle sayılmayan golde gördük. Bu alternatifler içinde Veli'nin sakatlığı o nedenle önemli bir yer işgal ediyor, onun yerine giren Necip maalesef bu kurguyu işletecek alternatifler üretemedi. Oğuzhan'ın oyuna dahil olması özellikle Fernandes üzerinde kurulan baskıyı rahatlatarak karşı sahada pas opsiyonlarını arttırdı. Bu sayede de son bölümde takım pozisyon yaratma şansını yakaladı.

Takım özellikle ilk onbeş ve maçın son bölümünde ortaya koydukları yönünden ilerisi için bir ışık verdi ama özellikle Uğur, Hilbert ve Pektemek'in henüz sezonu açmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.  Orta saha kurgusu içinde de mutlaka Oğuzhan'a bir sorumluluk verilmeli. Samet Hoca maçtan sonra yaptığı açıklamada transfer konusunda olumsuz konuştu ama öndeki üçlü bu kurguda oynayacaksa mutlaka bir uzak forvet alternatifinin yaratılması lazım aksi takdirde gözünün içine baktığımız Pektemek devre arasında bir miktar para ile takas alternatiflerinde konuşulmaya başlanır.

17 Ağustos 2012 Cuma

Yeni Sezon

Son postun üzerinden o kadar zaman geçmiş ki bloğun şifresini hatırlamak için ona yakın deneme yapmam gerekti. Gerçi bu denemelerin sebebi yaşlılık mı yoksa Demirören'in üzerime attığı isteksizlik mi onun sebebini bulamadım. Aslında moda deyimle 3 Temmuz ile başlayan süreç belki de "gerçek" Beşiktaş'lı taraftarın sekiz sene boyunca hayalini kurduğu Demirören'siz Beşiktaş'ı gerçekleştiren bir son ile tamamlanmıştı. Seçim döneminde de geçmişten hesap sorma vaadi olan ve transfer ettiği değil yetiştirdiği oyuncularla özüne dönme vaadi olan bir başkan ile buluşmuştu. Tabi ne oldu ise bu noktadan sonra oldu, çok güzel başlayan balayı maalesef neredeyse "yokmuş bir birlerinden farkları" noktasına kadar geldi. Önümüzde uzun bir sezon olduğu için işin bu taraflarına çok girmeden bugün sadece saha içini değerlendireceğim. Özellikle yeni yönetimin mali raporları ve geçmiş dönem araştırması ile ilgili detaylara baktığımızda işin bu tarafına daha detaylı olarak bakarız.

Yönetimin yeni sezon ile ilgili en önemli kriteri "parasını ödeyebileceğimiz" futbolcu ile çalışacağız oldu. Aslında seçimden hemen sonra ağızlarına sakız ettikleri "küçüleceğiz" mottosundan çok bu ifadeyi kullansalardı belki de bu kadar yanlış anlaşılmaya olanak vermeyeceklerdi. Çoğu insanın küçülüyoruz ifadesinin içindeki küçülmeyi elindeki ücret olarak pahalı oyunculara veda edip yine bir moda deyim olan FEDA edenlerle yola çıkılacağı algısına oturtmasına sebeb oldu. İşin gerçeğine bakarsanız küçülme işin sadece maddi tarafındaki daralmayı temsil ediyordu, politika olarak maddi küçülmeye gidilirken geleceğe dönük doğru adımlarla çok doğru bir hamle yapılabilirdi. Küçülme ve FEDA işi bu politikanın o kadar önüne geçti ki bu süreçte yapılan bir çok doğru hamlenin de gözden kaçıp yanlış yorumlanmasına sebebiyet verdi. Burada doğru olan ve öne çıkarılması gereken söylem kesinlikle parasını ödeyebilecek oyuncularla yola devam etmek olmalıydı. Dediğim gibi biz işin politika tarafına daha fazla girmeden izlediğim hazırlık maçları ve transfer edilen oyuncular üzerinden bu kadro ne iş yapar kısımına bakalım.

Transfer döneminde yolların ayrıldığı oyuncular;
  • Matteo Ferrari (Montreal Impact)
  • Korcan Çelikay (Sivasspor)
  • Erkut Şentürk (Eskişehirspor)
  • Ekrem Hayyam Dağ (Gaziantepspor)
  • Egemen Korkmaz (Fenerbahçe)
  • Fabian Ernst (Kasımpaşa)
  • Sezer Özmen (Çaykur Rizespor)
  • Cumali Bişi (Çaykur Rizespor)
  • Berat Çetinkaya (Adana Demirspor – Kiralık)
  • Umut Kaya (Denizlispor – Kiralık)
  • Simao Sarbosa (Espanyol)
Gelen oyuncular;
  • Berat Çetinkaya (Sakaryaspor)
  • Mehmet Akgün (Gençlerbirliği)
  • Oğuzhan Özyakup (Arsenal FC)
  • Olcay Şahan (FC Kaiserslautern)
  • Uğur Boral (Samsunspor)
  • Julien Escude (Sevilla)
  • Allan Mcgregor (Glasgow Rangers)
  • Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor – Kiralık)
Bu tablo üzerinden işe en geriden başlayacak olursak, kaleci konusunda uzun süreden sonra yabancı alternatifine yönelindi. Ben de çoğu insan gibi Cenk'in bu takımda süre almaya başladığı ilk zamanlarda takımın uzun süre boyunca kaleci konusunda sıkıntı yaşamayacağını düşünenlerdendim ama maalesef Cenk sergilediği performans ve de yapamadığı sıçrama nedeniyle kaledeki derin boşluğu dolduracak "The One" olmadığını kanıtladı. Bu saatten sonra da çok büyük bir perfomans gösterip bizi yanıltacağını düşünmüyorum. Rüştü'nün de yaşı, aldığı garanti ücret ve kalecilikten çok yan hakem olarak kaldırdığı sol kolu nedeniyle bu bölgeye bir takviye yapılması gerekiyordu. Bu transfer döneminde kale için  iki alternatif konuşuldu, Ospina ve Mcgregor. Çoğu zaman olduğu gibi komşunun tavuğunun kaz gözükmesi nedeniyle Ospina da gözümüz kalmadı değil ama Mcgregor'un da Rüştü ve Cenk'den daha iyi bir opsiyon olacağını düşünüyorum.

Defansta opsiyonlarımız baktığımızda kadro Toroman, İsmail, Sivok, Rıdvan, Hilbert, Ersan, Tanju, Emre, Atınç ve Escude'den oluşuyor. Tabi burada transfer döneminde İsmail sakatlanması ve Egemen'in feda etmemesi nedeniyle  sol bek ve stoper opsiyonlarında sıkıntı oluştu. Elde kalanlara baktığımızda sol bek için altyapıdan gelen Emre ve her iki kantta bek oynayabilen Tanju'dan stoper opsiyonlarında ise Toroman, Sivok, Ersan ve Atınç'tan oluşuyordu. Dolayısyla hem sol bek hem de stoper için takviye ihtiyacı elzem gözüküyordu. Yönetim buradaki boşluğu ikisi bir arada vazifesi görebilecek Escude ile gidermeye çalıştı. Oyuncunun geçmiş performansına bakıldığında bence kağıt üstünde doğru bir hamle. Hem tecrübesi hem de sol ayak içine sahip bir opsiyon olarak bence Sivok'un yanında olumlu katkı sağlayacak. Tüm bu özelliklerinin yanında duran toplarda da hem ön hem de arka direğe giden bir opsiyon olarak Fernandes'in belki de ceza sahasında ilk alternatifi olacak. Stoper alternatiflerinde benim gönlümdeki bir numara bu kadro içinde tabi ki de Ersan ancak geçirdiği iki sakatlık nedeniyle onun antremana bile çıkması benim için bir mucize, eğer sezon içinde ritmini yakalayıp ilk sakatlığının öncesine dair bir performans sergilemeye başlarsa bu takımın ilk stoper opsiyonu olur. Sağ tarafa baktığımızda hocanın ilk alternatifi Hilbert gibi gözüküyor. Hilbert hem ters kademesi hem de hücuma verdiği destek ile zaten o bölgenin ihtiyacını karşılayabilecek bir durumda, ben görece daha rahat maçlarda Hilbert ile başlayıp, derbilerde ise hocanın arkada Toroman önünde Hilbert opsiyonunu kullanacak gibi gözüküyor. Her iki kurguda da içinde Hilbert olduğu sürece burada bir sıknıtı olacağını düşünmüyorum. Geçen seneye baktığımızda Carlos'un yakaladığı galibiyet serisinde de Hilbert'in hem savunma hem de hücum desteği çok önemli bir faktör olmuştu. Sol tarafata ise İsmail'in durumu nedeniyle ligin ilk yarısında Emre'nin süre alması bekleniyor. Son ve en ciddi hazırlık maçında Emre burayı dolduracağının işaretlerini verdi. İsmail dönene kadar zaman zaman Uğur Boral desteği ile burada da sıkıntı olmayacağını düşünüyorum.

İşin en heyecanlı ve takımın en çok potansiyel vaad eden bölgesine geldik. Buranın amiri Fernandes gibi gözükse de özellikle Oğuzhan ve Olcay sergileyeceği performansı merakla bekliyorum. Samet Hoca oynattığı maçların bir bölümünde orta sahayı klasik 4 - 4 -2 şeklinde değerlendirdi. Burada da Fernandes'in yanında topa basan bir opsiyon ile oynattı. Açıkçası kadroya baktığımızda bu alternatifte Fernandes'in yanını dolduracak direkt bir opsiyon yok bu nedenle bu formatta ısrar edeceğini düşünmüyorum. Ben orta sahanın Kayseri maçının ikinci yarısında kullanılan formatta Veli - Olcay - Fernandes - Oğuzhan - Pektemek olarak şekilleneceğini düşünüyorum. Burada en büyük sıkıntı savunma önüne konacak olan pozisyonda çıkıyor. Kadroya bakıldığında buranın opsiyonları Veli ve Necip. Her ikisi de maalesef kazanılan topu en doğru opsiyona yönlendirecek yeteneğe sahip değiller. Bu dizilimde gözlerimiz oraya konacak bir Giunti'yi aramıyor desem yalan söylemiş olurum. O tipte bir oyuncu ile belki de uzun zaman sonra en efektif orta sahayı kurmuş olabilirdik. Oyun modeline bakıldığında duran top organizasyonunu bir kenara bıraktığımızda takımın set hücumundaki tek opsiyonu Fernandes'in yaratıcılığı olarak gözüküyor, o alternatif de kitlendiğinde geriye kalan oyuncuların kendi başlarına bir opsiyon oluşturmaya uzak gözüküyorlar bu nedenle de rakipten kapılacak topları bir an önce Fernandes ile buluşturulması ve onun da kanat pozisyonunda bulunan Olcay ve Pektemek'e servis yapması takımın en önemli hucüm opsiyonu olacak. Oğuzhan, Olcay ve Pektemek bu tip rakibin eksik yakalandığı pozisyonlar için doğru bir kurgu. Üçü de bu tip kurguda adam eksiltip kaleyi düşünme potansiyelleri var. Bu opsiyonların dışında kalan ekipte ise Uğur, Muhammed, Mehmet Akgün ve Burak Kaplan var. Uğur'un ortanın solunda bir opsiyon olarak takıma alternatif olacağını düşünmüyorum. Büyük takımdan ayrıldıktan sonra ikinci şansında kendisini ileriye taşıyan çok az örnek var ve bunlara Uğur eklenecek gibi durmuyor. Muhammed'den bu sene çok fazla bir şey beklemek onu gereksiz bir yükün altına sokar diye düşünüyorum. Hoca da bunun farkında olduğu için onu görece rahat maçlarda sonradan oyuna dahil edecektir. Onun için en iyisi bu sene için lig tecrübesi edinmek olur. Aslında bu ekip içinde Fernandes'ten sonra orta sahanın sorumluluğunu verebileceğimiz oyuncu Burak Kaplan ama hoca kendisine bu kadro içinde opsiyon sunmayacak gibi gözüküyor. Belki de bunun cevabı sevgili Orhan'ın yazıdığı bu postun kısaca bölümünde özetlediği bölümde olabilir. http://devrimderki.blogspot.com/2011/05/burak-kaplan-besiktasta.html

Hucüm opsiyonlarımız ise Almeida, Holosko, Pektemek ve Batuhan'dan oluşuyor. Batuhan'ın geliş şekli, karakteri, sıkıntılarının başka bir yazıya bırakıp ne verebileceğine bakarsak bu dörtlü içinde bence potansiyeli en yüsek oyuncu. Tabi potansiyeli en yüksek oyuncu derken açtığımız parantezin içine 1.000 vuruşluk yapmaması gerekenleri yapdığı takdirde notunu eklemek lazım. Batuhan ile ilgili olarak Samet Hoca "ben kendisi ile ilgili tüm sorumluluğu alıyorum ve onu oynatırım" dedikten sonra zaten bize de çok fazla bir söz söylemek gerekmez. Gerçekten de hoca Batuhan'dan bahsettiği verimi alırsa takımın bir kaç kademe üstüne çıkmasını sağlar ama Batuhan'ın olduğu cümlenin için o kadar çok ama oluyor ki ben bu performansın alınacağını çok olumlu gözükmüyor. Batuhan dışındaki opsiyonlar ise potansiyeli çok yüksek ama bir türlü bu potansiyeli sürekliliğe taşıyamamış bir Pektemek, basit pozisyonları kaçırma ustası Almeida ve son anda FEDA ederek takımda kalan Holosko'dan oluşuyor. Şayet adı geçtği gibi Lazoviç bu kadroya katılsaydı hücum hattı konusunda daha net bir tablo ortaya konabilirdi ama bu hali ile hücum hattımız dört bilinmeyenli bir denkleme sahip, Samet hoca umarım buradan doğru şıkkı verecek ikiliyi yaratır.

Özetle savunması geçtiğimiz senelere göre daha sağlam ve topla ilişkisi daha güçlü, orta sahası heyecan veren forveti soru işaretleri ile dolu bir takımımız oldu, hayırlısı olsun diyelim.

3 Nisan 2012 Salı

Carlos'un Ardından

Normal şartlarda son 14 maçında 3 galibiyet almış bir takımın hocasının gönderilmesi taraftar tarafından tepki ile karşılanmaz ama Carvalhal'ın gidişi insanların farklı bir tepki göstermesine neden oldu. Özellikle de gidenin yerine gelen kişi Tayfur Havutçu olunca bu tepkinin nedenini anlamak çokta zor olmadı.

Olaya Carvalhal gözünden bakıldığında çılgınca gol sevinçleri olan, sevecen, sempatik bence futbol görüşü kısıtlı ama tam bu sezona uygun bir hoca idi. Normal bir sezonda olsak rahatlıkla kadro seçimlerini, oyuna müdahalelerini, alternatif oyun planlarının olmadığını, Almeida inadını rahatlıkla günlerce tartışabilirdik ama bu sezon hiçte normal bir sezon olmadı. Onun antrenörlüğünden çok takıma kattığı olumlu hava, rakibe gösterdiği saygı ve Türkçe öğrenme çabası ile hatırlayabiliriz kısaca böyle kaotik bir sezon için Carlos hoca biçilmiş bir kaftandı. Bu nedenle buraya kadar getirdiği ligi bitirmek onun hakkıydı en azından ilk defa Çarşamba - Pazar oynanmayan haftalarda belki de adam içindeki taktik dehayı ortaya çıkaracaktı. Neyse seninle birlikteliğimiz bu kadarmış diyelim yolun açık olsun Carlos Hoca...

Aslında beni Carvalhal'ın gidişinden çok Tayfur Havutçu'nun gelişi rahatsız ediyor. Bu süreç başladığı günlerde hepimiz Beşiktaş kanadından göz altına alınanların aklanarak geri geleceğinden hiç şüphe etmiyorduk ama ortaya çıkan her tapede Tayfur Havutçu gözümüzde daha da küçüldü. Yıllarca bu takıma hizmet vermiş ve dürüstlük abidesi olmuş Süleyman Seba'nın yiğeni çapsız menejerlerle oyuncusu hakkında konuşan, onlara küfür eden, eşcinsel ilişkide bulunduğunu ima eden bir adam olarak karşımıza çıkmıştı. İşte bu nedenlerden dolayı ben Carlos'un gidişinden çok Tayfur'un gelişine üzülüyorum.

Aslında Yıldırım Demirören'in gittiği gün ne kadar umutluyduk, hepimiz hep arzuladığımız sevdiğimiz semt takımı günlerine döneceğimizi ummuştuk, Fikret Orman'ın başkan seçilmesiyle umutlarımız bir nebze daha artmıştı. Yıllardır söylemleri ile kendimize yakın hissetmiştik Fikret Orman ama önce listesine aldığı Levent Erdoğan ile sonrasında da Tayfur Havutçu hamlesi ile o da Yıldırım Demirören'in yolunda gittiğinin sinyallerini vermeye başladı. Bundan sonra yapacağı tek hamle kaldı genel menejer olarak Sinan Engin'i de göreve getirirse hep beraber dükkanı kapatıp gidebiliriz.


24 Aralık 2011 Cumartesi

Transfer Dönemi Geldi Çıldırt Bizi Başkan

Ligin ilk yarısını tamamladık 5 Ocak itibari ile de ara transfer dönemine başlayacağız. Gazetelerin spor sayfaları gelenler gidenler kolonlarını doldurmaya başladı. Geçen postta anlattığımız mali duruma rağmen bir kısım taraftarımız başkanlarının kendilerini çıldırtmasını bekliyorlar. Bir önceki postu okuyup hala mevcut durumu anlayamayanlar için bir kere daha anlatayım; Beşiktaş'ın mevcut mali yapısı elinde beş tane kredi kartı olan ve tüm kartlarının limitlerini aşıp ay başında bırakın ödeme yapmayı tek bir kartın minimum ödemesini bile yapamayacak durumdadır. Aklı selim taraftarın sorması gereken soru Holosko, Edu gitsin yerine kim gelsin yerine bu duruma nasıl geldik nasıl çıkacağız olmalıdır.

Nasıl bu duruma geldik işinin bir miktar detayına bakalım, öz sermeyenin eksi 200M TL seviyesine gelmesinin en önemli nedeni yapılan transfer yanlışlarıdır. Beşiktaş A.Ş.'nin en büyük gider kalemi oyuncu transfer bedelleri ve oyuncu ücretleridir. Normal bir şirket anlayışı ile baktığınızda oyuncu maaşlarını kullanım gideri olarak kabul edersek oyuncu alış ve satışları burada takip edilmesi gereken en önemli noktadır. Oluşan bu eksi bakiyenin nasıl bu hale geldiğini anlamak için yapılan transferleri çıkardım.Listeyi kap.gov.tr den oluşturdum. Tabi oradaki ilk kayıt 2005 yılı ile başlıyor, 2005 ile 2009 arasındaki bildirimler çok özensiz olsa da bize mevcut durum hakkında bir bilgi veriyor.
2005 yılından bugüne kadar 78 adet transfer bildirimi var. Bu transfer kayıtlarına göre oyuncu almak için 180.172.039 TL (döviz çevrimleri için senelik ortalama kur kullandım) harcamışız, bu oyuncuların bir kısmına sözleşme fesih tazminatı olarak 7.635.380 TL ödemişiz, oyuncu satışından ise 9.307.500 TL kazanmışız. Bunları birbiri ile topladığımızda kasamızdan 178.499.919 TL çıkmış. Tabi bu rakkamları bu şekilde birbirleri ile topladığımızda bir miktar bakkal muhasebesi usulü ile bir sonuç elde ediliyor olsa da işin transfer yönünün ne kadar da kötü yönetildiğini gözler önüne seriyor.
Bu tablonun en enteresan tarafı satılan oyuncular. 2005 yılından beri para karşılığı satılan üç oyuncu var.
Aslında 3 isim de camia tarafından pek sevilmiyor :) Gordon Schildenfeld, Batuhan Karadeniz ve Rodrigo Tabata. Tabi Tabata'nın kalemine pekte gelir diyemeyiz kendisini 17M TL'ye alıp 2.7M TL'ye satmışız. Burada en çok kar elde edilen oyuncu Batuhan, alt yapıdan gelen oyuncuyu 4M TL'ye satıp önümüzdeki 7 sene içinde transfer olması durumunda transfer bedelinin %25'ini almışız. Sadece bu veri bile transfer işinin ne kadar kötü yönetildiğinin en büyük kanıtıdır.

Tabi ki de transferin bir yatırım olarak görülmesi ve kulübün başarısı için yapılması kadar doğal bir olgu yok ama listeyi tek tek incelediğinizde oyuncu seçimlerinin hatalı, maliyetlerin yüksek ve en önemlisi de elden çıkarılırken özensiz davranıldığını görebiliyorsunuz. Doğal olarak böyle bir transfer harcamasının gelirlerden karşılanması mümkün olmadığı için önce kredi alınıyor yetmiyor, hisse satılıyor o da yetmiyor, başkan para koyuyor ve bu sarmal aşağıya doğru dönmeye başlıyor. Her transfer döneminde  bir önceki dönem tonlarca para saçılarak alınmış oyuncular bedelsiz veya tazminatları ile gönderilip yerine yenileri alınıyor. Tabi bu noktada taraftar ne yapıyor "aman banane takımın muhasebesini ben mi tutuyorum bak Digiturk'ümü aldım kombinemi aldım bana Totti yi, Robinho yu al başkan, Yetmezzzzz Yıldırım Demirören Yetmezzzzzzzz" diyor maalesef.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Yetmez Demirören Ama Nereye Kadar

Şike konusu netleşene kadar kendi kendime bloga yazmamak konusunda bir karar almıştım ama takımın son zamanlardaki mali durumu nedeniyle bir kereliğine bu kararımı bozmaya karar verdim. Uzun süredir Beşiktaş A.Ş. yayınladığı mali tablolara bakıyorum ve çevremde bu işten anlayan insanlarla konuşuyorum. Aslında bu tabloların tartışılması en uygun ortam Mali Genel Kurullar olsa da oradaki yorumlar çoğu zaman objektiflikten uzak kalıyor. Yönetim borcu mümkün olduğunda kısmak yönünde yorum yaparken muhalefet ise tabloları mümkün olduğunca kötü göstermeye çalışıyor. Aslında ortada düzeltilecek veya kötüleştirilecek bir resim yok eğer bu şirket Demirören Grubuna ait bir işletme olsa idi sevgili başkan şirketin kapısına bizzat kilidi vurmuştu ancak özellikle spor işletmelerinin yapısı gereği bilançosunda yer alan bazı kalemlerin yoruma açık değerler olması nedeniyle Beşiktaş A.Ş. hayat destek ünitelerine bağlı bir hasta kıvamında hayatına devam ediyor ama işi kötü yanı hastanın net olarak beyin ölümü gerçekleşmiş durumda. Neden bu şekilde yorum getirdiğimi ekonomi terimlerine en uzak şekilde yaşayan insanların anlayacağı şekilde anlatmaya çalışayım.


Bu işi daha iyi anlayabilmek için öncelikle Beşiktaş A.Ş.'nin oluşumuna bakmak gerekiyor. Beşiktaş Spor Yatırımları A.Ş. Beşiktaş futbol takımının tüm hak ve değerlerine sahiptir. Yani burayı biraz daha açmak gerekirse futbolcular, takım ile ilgili her türlü yayın hakları, lig katılım payları, sanş oyunlarına satılan isim hakkı gibi futbol şubesinde değer oluşturan her türlü hareket bu şirket altında raporlanmaktadır. Bu şirket dışında BJK TV, BJK Turizm, BJK iletişim ve Kartal Yuvalarını işleten BJK Sportif Ticaret A.Ş.'nin faaliyetleri de BJK Spor Yatırımları ile birlikte raporlanmaktadır. Bu iki işletme dışında kalan faaliyetler ise derneğin mali tablolarında yer almaktadır. Aslında burada tablo biraz kararıyor, borsaya açık olan kısım bağımsız bir denetim firması tarafından denetlendiği için orada bulunan hareketler oldukça nettir ancak derneğin böyle bir sorumluluğu olmadığı için orası ile ilgili olarak güvenilir bir bağımsız denetim sonucu elde etmek konusunda sıkıntılar vardır. Hatırlarsanız benzer durum Fenerbahçe için de uzun süre tartışılmıştı, özellikle şirketin bir ortağı olan dernek üzerinden yapılan hareketlerin takip edilmesi ve raporlanması konusunda sıkıntılar yaşanmıştı.

Dernek bilançosuna baktığımızda buradaki en büyük hareket 90.5M borçtur. Bu borcun 10M kadarı Serdal Adalı'ya geri kalan kısmı ise Demirören ailesinindir. Konsolide net borç rakkamının hesaplanmasında BJK A.Ş. tarafında 2010 4. çeyrek ve derneğin 2011 1. çeyrek bilançoları kullanılmıştır. Bu tablolara baktığımızda BJK A.Ş. mevcutları 47milyon TL borçları ise 318milyon TLdir. BJK A.Ş. net borcu bu şekilde 271M TL düzeyindedir. Dernekte ise mevcut 8.7milyon borç ise 129 Milyon'dur. Derneğin borç durumu da bu durum itibari ile  121Milyon düzeyindedir. Bu şekilde konsolide borcun 392M TL düzeyinde olduğu söylenebilir. Tabi buradaki en önemli sıkıntı bu borç miktarı değil devam eden senelere bakıldığında ortaya çıkan faaliyet karlılığıdır. Tabi bu noktada aklınıza öz sermayesi bu noktada olan şirketin nasıl iflas etmediği sorusu geliyordur. Yukarıda belirttiğim gibi şirketin aktifinde bulunan futbolcular tekrar değerleme yönetimi ile her dönem yeniden değerlendiriliyor tabi bu değerlendirme çoğu zaman gerçek bedellerinin bir miktar ötesinde gerçekleştiriliyor. O şekilde kulübün iflasının önüne geçiliyor. Bir dönem yine böyle bir sıkıntı yaşandığında Delgado'nun lisansı alelacele kulübe alınmış ve o an için şirketin sıkıntıya düşmesi önlenmişti. Bu noktada mevcut durumda bazı oyuncuların değerlerini sizlerle paylaşmak istiyorum bu şekilde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
  
Hugo Almeida 17M TL
İbrahim Toroman 10M TL
Necip Uysal 9M TL
Quaresma 24.5M TL
Simao 10M TL
Tabata 7M TL

Örneğin Tabata'nın değeri burada 7M TL iken kendisini 1.5M Eur'ya zar zor sattık.

Şirket her geçen sene buradaki bakiyeye eksi yazmaktadır. Bu bakiyeyi tersine çevirmek için kulübün süreklilik arz eden ve gelir getiren kaynaklara ihtiyacı vardır. Mevcut durumda yönetim bu kaynağı yaratmak yerine taraftarın gözüne güzel gözükecek sansasyonel transferlerle buradaki açığın daha çok büyümesine sebebiyet vermektedir. İşte Beşiktaş için işin esas karanlık noktası da budur. Tabi bu noktada bizi bekleyen tek sıkıntı bilançodaki bu eksi değer değildir. Bugüne kadar kulüpler gerek başkanların yardımı zaman zamansa devlet yardımları ile bu tabloyu bir çöküş tablosu olmaktan kurtarmıştır ancak önümüzdeki dönemde bu kurtarışlara engel olacak bir yeni uygulama devreye girecektir, Finansal Fair Play.

Peki UEFA'nın ortaya koyduğu bu Finansal Fair Play nedir?

- Futbol takımlarının giderleri gelirlerini aşmayacak.
- Son üç yıllık toplam gider, son 3 yıllık toplam geliri en fazla 5M Eur aşabilecek. Tabi bu kuralın istisnası 2015 yılına kadar bu değer 45M Eur, 2018'e kadar 30M Eur, 2018'den sonra 5M Eur olarak takip edilecek.
- Gelirler hesaplanırken stad gelirleri, yayın hakları, sponsorluk gelirleri, futbolcu satışı gelirleri hesaba katılacak.Diğer gelirler futbol dışı bırakılacak yani Fulya'dan gelen gelirler bu değerlendirmenin dışında kalacak.
- Kulübün hiçbir oyuncu ve yasal kuruma vadesi geçmiş borcu olmayacak.
- Öz sermayenin negatife düşmesi engellenecek.
- Futbolcu maaş, ücret ve primleri, toplam gelirin %70'ini geçemeyecek.
- Toplam borç, toplam gelirin %100'ünü geçemeyecek.

Bu noktadan bakıldığında bu kriterleri şu an itibari ile karşılamamız imkansız gözüküyor. Tabi öte yandan değişen taraftar profilini !!! sakinleştirmek ve de mutlu etmek için her transfer döneminde yapılması gereken yıldız transferlerin bu mali tablo ile karşılanması mümkün değildir.

Peki bu tablonun düzelmesi için ne yapılabilir;

Öncelikle kulübün ciddi şekilde bir sermaye girişine ihtiyacı vardır. Hele ki gelirlerin önemli bir kısmını oluşturan naklen yayın gelirlerinin bugünlerde düzenli olarak tahsil edilemediğini düşünürsek kulübün para ihtiyacının daha artacağını düşünmek yanlış olmaz. Mevcut duruma bakıldığında para girişini sağlamanın iki yolu var, ya bir miktar daha hisse satmak ya da elde bulunan değerli oyuncuları satmak. Her ikisi açısından da sıkıntı var hisse satışı bir süre sonra tehlikeli boyutlara erişebilir bu durumda yeni TTK'nın da değişmesi ile birlikte çoğunluk hisse üzerinden kulübün sahibi bir kurum veya kişi olabilmesinin yolu açılır. Mevcut yasalarda çoğunluk hisse kaybedilse bile şirket sözleşmesine bağlanarak hakimiyet kaybı söz konusu değil ancak yeni yasa ile ne olacağı kestirilemez. İkinci ihtimal gerçekleşir elde ki değerli oyuncuların satışı gerçekleşirse de bu sefer Kobe'yi Deron'u Totti'yi Beckham'ı bekleyen topluluk Quaresma transferi öncesi duruma geçip başkanını stada sokmaz. Ama gerçekçi davranmak gerekiyorsa bu yönde küçülmek en doğrusudur bugün için sadece kaybedilecek olan oyuncular olacaktır gelecekte ise kulübün kaybı söz konusudur. Zaten bu şekilde tribünden yıldız sevdalılarının uzaklaşıp orayı gerçek sahiplerine bırakacaklarını düşünüyorum.



5 Eylül 2011 Pazartesi

En İyi İkinci Meselesi

Şu an için gruplara baktığımızda en iyi ikinciler arasında son tablo; 

Norveç 13 puan (5'li grup 2 maçı  var, kıbrıs rum kesimi ve danimarka ile)
İsveç    12 puan (6'lı grup 3 maçı var, hollanda,finlandiya ve san marino ile, san marino grup sonuncusu olduğu için 2 maç sayabiliriz) hollanda grup birincisi 
Karadağ 11 puan (5'li grup 2 maçı var, isviçre ve grup birincisi ingiltere ile)
İrlanda 11 puan (6'lı grup 3 maçı var Ermenistan, Andora, Rusya) Rusya grup lideri Andora sonuncusu. 
Bosna 10 puan (6'lı grup (3 maçı var, Fransa, Luksemburg, Belarus) Luksemburg grup sonuncusu Fransa grup lideri 
Hırvatistan 10 puan (6'lı grup 3 maçı var,Letonya, İsrail, Yunanistan) Yunanistan grup lideri 
Çek Cumhuriyeti 10 Puan (5 li grup  İspanya ve Litvanya) İspanya grup lideri 
Türkiye 7 Puan (6'lı grup, Avusturya, Almanya, Azerbaycan) Almanya grup lideri 
Slovenya 5 puan (6'lı grup italya sırbistan) italya grup lideri sırbistan aynı puanda üçüncü

Tabi bu tabloya bakıldığında en rahat durumda olan Norveç, 5li grup olduğu için grup sonuncusu ile yaptığı maçların puanları silinmiyor ve de maçları Kıbrıs rum kesimi ve danimarka ile. Her iki maçı da kazandığında puanını 19'a çıkarıyor ve işini garantiliyor. Bence Norveç'ten sonra en şanslı takım Hırvatistan, oynayacağı üç maçta grup sonuncusu ile maçı yok ve grubun lideri yunanistan ile maçı var. Bu maçlardan minimum 6 puan çıkardığında o da favoriler arasına giriyor. 

Bizim durumumuz her zaman olduğu gibi bizden çok başkalarına bağlı, öncelikle 3 puanlı Kazakistan'ın 4 puanlı Azerbaycan'ı geçmesi gerekiyor. Bu durumda grup sonuncusu maçlarından 3 puanlık avantaj daha kazanıyoruz ve kalan 3 maçımızdan Avusturya ve Azerbaycan'ı yenip Almanya'dan da puan almamız gerekiyor. Tabi tüm bunları yapsak bile Norveç'in 4 puandan az alıp Kazakistan'ın grup sonuncusu olmamasını bekleyeceğiz. Bence ikinciler arasındaki rakibimizi beklememiz daha doğru olacak. Tabi bu sefer ikinciler grubu bayağı güçlü :)

2 Eylül 2011 Cuma

Seviyoruz Jorge Mendes'i


Mendes'ten yeni bir oyuncu daha aldık, ismi Julio Regufe Alves. Kendisi Bruno Alves'in kardeşi U-20 Portekiz Milli takımında ve Atletico Madrid'in B takımında oynuyor. Açıkçası bu seneki Portekiz milli takım altın jenarasyonlardan sonra uzun süredir gördüğüm en defansif portekiz takımıydı. Alves kardeşimiz de bu takımda ilk onbirden çok ağırlıklı olarak yedek oynayan bir oyuncu idi. Şimdi biz bu gelecek vaadeden !!! arkadaşın bonservisinin %50'sine 3.1 M ödedik, bonservisin öteki yarısı da Mendes'in şirketi tarafından alındı. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim Alves'in bonservis bedeli 6.2 M Eur iken Fernansdes'in bonservisi 2M Eur. 


Öte yandan yine gündemde bir Almeida konusu var. Almeida ile ilgili olarak KAP'a gönderdiği bildirimde aşağıdaki ifade yer almaktadır; 

Almeida'nın transferi ise yine anılan oyuncunun daha evvelki kulübü olan Werder Bremen ile Şirketimiz arasında yapılan sözleşme kapsamında doğrudan Şirketimizce gerçekleştirilmiş olup, bu sözleşmeye istinaden Werder Bremen Kulübüne Almeida'nın federatif hakları için Şirketimizce 2.000.000 Euro ödenecektir.

Şirketimiz , Almeida'nın eski kulübü Werder Bremen ile imzaladığı transfer sözleşmesinden ve futbolcu ile imzaladığı sporcu sözleşmesinden sonra, yurtdışında kurulu bir firmanın Almeida'nın federatif hakları içinde yer alan ekonomik haklarının (Ekonomik haklar, oyuncunun Şirketimizce başka bir kulübe transfer edilmesi halinde ortaya çıkacak transfer bedeliyle sınırlı olmaksızın yaratılacak finansal değerlerdir.) %45'ine katılım için 2.000.000 Euro ödeme teklifini kabul etmiş ve taraflar arasında buna ilişkin özel nitelikte bir Ekonomik Haklara İştirak Sözleşmesi imzalanmıştır. 

Yani buradan anlaşıldığı üzere Almeida Werder Bremen'den 2M Eur karşılığında alınıyor ve bonservisi alındıktan hemen sonra oyuncunun haklarının %45'i 2M Eur karşılığında fona devrediliyor. Yani Beşiktaş Almeida için cebinden hiç bir para ödemeden Almeida'ya sahip oluyor. Bu durum o günlerde çok büyük bir transfer başarısı olarak anlatılmıştı. Aynı bildirimde yer alan bir madde de 

"d-Oyuncu için gelen transfer teklifini Şirketimizin kabul etmesi ancak Firmanın kabul etmemesine rağmen transferin Şirketimizce gerçekleştirilmesi durumunda, Firmanın ekonomik haklarına karşılık minimum 4.500.000 Euro ödenecektir. Oyuncu için gelen transfer teklifini Şirketimizin reddetmesi ancak, Firmanın kabul etmesi halinde ise, transfer teklifinin % 45'i fona ödenerek ekonomik hakların da Şirketimizce geri alınması söz konusu olabilecektir." yazıyor. 

Bir kaç gün önce kulüp yeni bir bildirim yayınlayarak Almeida'nın haklarını fondan almak için görüşmelere başladığını bildirdi. Muhtemelen 4M Eur civarında bir paraya %45'lik haklar kulübe devredilecek. Yani bir anlamda Ocak ayında fondan aldığı 2M Eur'yu Eylül ayında 4M Eur olarak ödeyecek. Bundan sonrası için yorum yapmıyorum, yorumu sizlere bırakıyorum. 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...