16 Eylül 2010 Perşembe
Doksanda Gelen ....
13 Eylül 2010 Pazartesi
Takım iyiye ekonomi nereye (*)
Fazla söze gerek yok ama biraz daha ayrıntısına bakalım:
Aktif tarafinda dernekten alacak disinda 66 milyon defter değerinde futbolcu haklari var.Pasif tarafinda ise 300 milyon yükümlülük ve negatif 63 milyon 784 bin özsermaye (Beşiktaş yükümlülüklerinin bununla sınırlı olduğunu da düsünmeyin aktifinde bir sey olmayan BJK Derneğinin yükümlülükleri burada yok.Konsolide ettiginiz zaman tablo daha da ağır).
Bu bilancoya Ticaret kanunun iflas hükümlerinin uygulanmamasi Ticaret Mahkemesinden alınan bir bilirkisi rayic deger kararıyla sağlanıyor.Geçmis tarihli bu tutanakta simdi takimda olmayan Delgadonun 6 milyon,Tellonun 6 milyon,Serdar Özkan ve Serdar Kurtuluş'un 2şer milyon ve Yusuf'un 1.5 milyon euro üzerinden değerlendirilmis oldugunu da söylemekte fayda var.
Bu bilanconun altina imza atacak bağimsiz denetci bulunsa da bu yapiya kredi verecek banka bulunmuyor olmali ki banka kredileri hic artmiyor (neyse ki!).Olanlarin faiz oranlari da agirlikli olarak %17.45 TLde,%8.24 dovizde.Piyasayi bilen biri kara listeye alinmis bireysel bir tuketicinin bile bu oranlardan daha ucuza borçlanabilecegini bilebilir.
Bir faaliyet döneminde bile bu kadar zarar yazan yapıya kaynak nereden geliyor peki?
1.Veresiye defterine yazilarak
2.İleriye donuk gelirler cari donemde kullanilarak
3.İliskili taraflardan yani dernekten.
Derneğe de artik aile ilave para koymadiğina göre yeni yöneticilerden kısmen ama büyük oranda faktoring şirketinden aktarılmış anladigim kadarıyla.Burada da Fulya gelirleri devreye giriyor.Anlasmanin içerigini bilmiyoruz.Ama sunu biliyoruz ki burada 10 tane Fulya'niz olsa bu gelir-gider yapısıyla bu yapıyı uzun süre finanse edemezsiniz.
Faaliyet kısmına bakalım:
En büyük kalem 50 milyonla naklen yayin gelirleri.Neyse ki bu gelir Beşiktaş yönetiminin becerisi disinda üçüncü taraflarca dagitiliyor.Yoksa burada da aleyhimize cok ciddi farklilasma olusabilirdi.Çünkü diğer gelir kalemlerinde çok ciddi sorunlar var.Pahali bir takim olmusuz ama gelirler artmamış.Eğer herkesin beklentisinin ötesinde naklen yayin gelirleri bu kadar artmamis ve Beşiktas'a Şampiyonlar Ligi'nden bu faaliyet döneminde 20 milyona yakin para girişi olmamış olsa bu tablo nasil olurdu düşünmek bile istemiyorum.
Giderlerin büyük kısmını oluşturan futbolcu ücret ve lisans amortismanlari ne kadar artarsa artsin Beşiktaş, tribun gelirleri,lisansli ürün satisi ve diğer sponsorluk gelirlerini arttiramiyor.Fenerbahçe yeni stadıyla yıllık en az 25 milyon dolarlik tribun gelirine ulasti.Beşiktaş ise carpici transferlere rağmen kombine de 14 bine ulaşamadı.Bu sayının da büyük kısmı açık tribun ve sponsor kombineleri,yani en iyimser tahminle 10 milyon dolar.Ticari urun satışındaki fark daha da çarpici (son macta gordugum kadariyla Çarsidaki Kartal Yuvasi kapanmisti.umarim zarar ettiginden kapanmamistir.çünkü eğer orasi da zarar ediyorsa durumumuz gerçekten vahim).
Yani Beşiktai'in artik bu sekilde yönetilmemesi gerekiyor.Ticari ürünler satiş yönetimi kötü,tribun gelirlerini arttıracak modern bir stadın yapımı halledilemiyor, sponsorluk yönetimi iyi değil ve bunlar cözülmeden basiretsiz bir yönetim gösterilerek harcamalar arttırılıyor.boylece klüb her geçen gün biraz daha mali çöküşe yaklaşiyor.Bir durup Turkiye'de ve dunyada futbol nereye gidiyor,kalici başari icin klup nasıl yeniden organize edilmeli,nasil tesisleşmeli ve kurumlaşmali diye sorgulanması ve sağlikli bir mali yapıya kavuşturulmasi gerekiyor.Ama klup yönetimi freni patlamiş araba gibi hızla gidiyor, biz de transferle kendimizden geçerek "yetmeeez Demiroren" diye tempo tutuyoruz.(Bu senenin tek olumlu tarafi ses getiren transferlere rağmen geçen senenin altinda harcamis olmamız.Bu da ya Serdal Adali faktörü ya da mali yapi daha fazlasına izin vermedi.)
Beşiktaş'in böyle yönetilmemesi gerekiyor diyoruz ama bilanco dipnotlarinda öyle davalar var ki bırakın klubun yönetimini klubun Allaha emanet gittigini anlamak mumkun:
- Schalke 04 klubuyle Ailton transferi nedeniyle yapilan sözlesme uyarınca özel maç yapılmadığı için 220 bin euro ceza ödenmesi
- River Plate'e Higuainin transferi nedeniyle ödenmeyen 616 bin euronun faiz ve mahkeme masraflariyla ödenmesi
- Schieldenfel'din transferi nedeniyle menejerine ödenmeyen 150 bin euronun fazi ve masraflariyla birlikte ödenmesi
- Villereal klubune Nihat Kahvecinin transferinden kaynaklanan 3 milyon 250 bin euronun faiz ve mahkeme masraflariyla odenmesi
- Genoa klubu Ferrarinin transferinden dolayı alacağının odenmedigi icin vs vs
Del Bosque tecrübesine rağmen buyurun değişen bir şey yok.Bırakın 100 yillik Türkiye'nin en büyük spor klubunu bir bakkal bile böyle yönetilmez.
Sonuç olarak Besiktaş iyi bir yonetimle mali ve kurumsal anlamda yeniden yapılanmazsa kısa vadeli sportif başarida iniş ve çıkışlar eşliğinde mali çöküşe doğru gidiyor bence.
(*) Yazı Bülent Topbaş tarafından kaleme alınmıştır.
11 Eylül 2010 Cumartesi
İnonü’de İlk Galibiyet
Kadrolar elimize ulaştığında Quaresma'nın yokluğunda geçen sene Mustada Denizli'nin oynattığı oyunculardan tek farkın Guti olduğu görülüyordu. Bu nedenle ilk düdük çalana kadar geçen sene klasik hale getirdiğimiz ilk yarı 0-0 maçlarından birini mi yaşacağız sorusu kafamı kurcalamaya başladı. Ancak ilk düdüğün ardında sahadaki dizilişe baktığımızda ileri uçta oynayan Nihat ve Bobo'nun Denizli zamanında kalma alışkanlıkla iki kanada hapsedilmediğini görmek içimi bir nebze rahatlarttı. Schuster mevcut kadroyu kendi yorumunu katarak hemen hemen aynı 11'le ne kadar hucuma dönük bir takım yaratılabileceğini dün bize bir kere daha kanıtladı. Ancak burada geçen seneki takımdan tek fark olarak belirttiğimiz Guti'ye ayrı bir parantez hatta paragraf açmakta fayda var. Beşiktaş uzuca bir süredir (Sergen'den sonra) orta sahada oyun devam ederken forvetleri tek bir pas ile gol pozisyonuna sokan bir oyuncu ile oynamamıştı. Maçın başlarında Nihat'a, ikinci yarıda iki defa Bobo'ya (birisi gol, diğeri yanlış bir ofsayt kararı ile kesildi) alda at mertebesinde paslar verdi. Guti'nin bu avantajından hem derbi maçlarda hem de İstanbul'da Anadolu takımları ile oynadığımız maçlarda faydalanılacak gibi gözüküyor.
Oyun başladığında gördük ki takımın önündeki üçlü Mustafa Denizli'nin taktiği gibi değil önde ikili arkasında sebest bir adam ile oynadılar. Her üçü de (Nobre için bu tabiri kullandığıma inanamıyorum) sürekli alan değiştirerek Ankaragücü takımına ciddi sıkıntılar yaşattılar, hatta önce Bobo sonra da Nobre (Türkiye'deki 6. Senesinde ilk defa) top ile adam geçerek defansı ciddi şekilde dengesiz yakaladılar. Nobre içinde burada birkaç kelime etmek gerekiyor, özellikle geçen sene gösterdiği kötü performans nedeniyle taraftarın kafasında ciddi soru işareti haline gelmişti. Ancak önce Kardemir deplasmanı ve dünkü Ankaragücü maçında gerçekten önemli bir performans ortaya koydu. Zaten bizim Nobre'den beklentimiz sadece sağa sola koşarak mücadele etmesi değil sezon asıl görevi olan gol atmasıydı. İki maçta attığı üç gol ile gereken saygıyı görmeyi hak etmiştir. Bu gollerin tamamı kafa vuruşu ile gelmesi de Beşiktaş'ın çok eleştirilen kanat ve duran top organizasyonları konusunda gelişme kaydettiğinin göstergesidir. Açıkçası bu maç öncesi Quaresma ve Hilbert'in yokluğunda kanat organizasyonlarında sıkıntı yaşanacağını düşünüyordum, ancak bu sıkıntının yaşanmamasında en büyük pay iki bekimiz İsmail ve Erkem'in performansı engelledi. Özellikle atılan ilk golde İsmail'in o noktaya gitmesi ve Bobo'ya yaptığı orta, Bobo'nun yaptığı kafa vuruşu kadar övgüyü hak etti. Necip özellikle ilk yarıda İsmail'in bulunduğu kanat bölgesine sık sık kat ederek bu yaptığı bindirmelere yardımcı oldu.
Sezon başından beri dile getirdiğimiz pas yapan ve top kapan orta saha dünde görevini eksiksiz yaptı. Ernst kaptığı toplarda, Guti ortaya koyduğu yaratıcı oyun zekasıyla, Necip'te sarf ettiği mücadele ile ligin en iyi orta sahası oldukları konusunda kimsenin kafasında süphe bırakmayacak bir performans sergilediler. Açıkçası dünkü en büyük rakipleri Ankaragücü orta alanı değil, konser – hava şartları gibi bahanelerle stadın zeminini 1980'lerdeki toprak zeminden bile daha kötü hale getiren stad yönetimi idi. Maç boyunca o sahada bir futbolcu ciddi bir sakatlık yaşayıp sezonu kapatmadıysa bunu sadece sanş ile açıklayabiliriz. Beşiktaş orta alanı demişken transferin son gününde tekrar imza attırılan Fink ve Betis'den transfer edilen Mehmet'i de bu üçlü için gerekli yedek potansiyelini taşıyacak güçteler.
Transfer bedeli olan 8.5 M ile hala takımın en pahalı bonservis ücretine sahip olan Tabata'ya da değinmek gerektiğini düşünüyorum. Mustafa Denizli'nin gönülsüz bir şekilde aldığı oyuncu Schuster ile gerçek kimliğini bulmaya başlıyor. Tabata özellikleri itibari ile Guti'den beklediğimiz aksiyonlar yapabilecek bir oyuncu değil, geçen sene kendisinden beklenti tam bu idi. Bugün gelinen noktada ise Tabata bu takım içinde önemli bir rotasyon oyunucu olma yolunda mesafe kaydediyor. Schuster onu çoğu zaman Hilbert'in kanatında alternatif olarak denemişti, dün ise onu orta üçlüde kullandı. O da kendisine verilen bu görevi yerinde kullanarak, oyuna girdikten hemen sonra maçın kopmasını sağlayan hamleyi yaptı. Hem Kardemir maçından hem de dün İnönü'de gösterdiği performans ile bu uzun periodda kendisine görev verildiğinde bunu hakkı ile yapacağının sinyalini verdi.
Son bir genel değerlendirme yaparsak, ligin başı olması sebebiyle hala Schuster'in oynatmak istediği hücüm futbolunda zaman zaman geride açıklar versek de uzun süreden sonra İnönü'de alınan dört gollü galibiyet geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Kardemir Karabük Deplasmanı

Hafta içindeki UEFA'da gruplara kalmanın mutluluğu ile geldiği deplasmanın çok kolay geçmeyeceğini düşüyordum. Özellikle ilk kırkbeş dakika bu beklentimi doğrular bir şekilde geçti. Beşiktaş bu sezon kendi sahasıda dahil olmak üzere yine çok kötü bir zeminde maç oynama durumunda kaldı. Türkiye sınırları içinde bu takımı bir gün düzgün bir zeminde seyredeceğimi umuyorum. Schuster'in üst üste aynı 11 ile çıkmayacağını artık sürpriz haber olmaktan çıktı. Dün akşamki kadro değişiminde sıra sağ ön, stoper ve forvet mevkilerinde yaşandı. Özellikle sakatlık sonrası oynadığı ilk maçta Emenike gibi bir forvetle karşılaşması Toroman'ın muhtemelen sezon boyunca sergiliyeceği en kötü kırkbeş dakikayı oynamasını sağladı. Hata ile başladığı maçta özellikle ilk yarıda Emenike'nin girdiği 5 gol pozisyonun yanlızca bir tanesi gol olduysa bunun için öncelikle kaleci Cenk'e dua etmelidir. Tabi bu performansda Toroman kadar Emenike'nin de hakkını teslim etmek gerekir. Geçen sene Bank Asya 1. Lig'de göz alıcı performans sergileyen Emenike Spor Toto Süper Lig'de de kaldığı yerden devam ediyor. Özellikle deplasman maçlarında Cernat ile birlikte sergileyeceği performans ile geldikleri ilk senede düşme hattından uzak rahat bir sezon geçireceklerini düşünüyorum. Toroman'ın gelecek haftalarda form kazanması ile beraber Schuster'in stoper tercihlerinde öncelikli seçeneği olacağını düşüyorum.
Hilbert'in yerine tercih ettiği Tabata'nın dün gereken performansı sergilediğini düşünüyorum. Hilbert'ten farklı olarak orta sahada daha fazla ortaya doğru gitme düşüncesinde, bu tercihi sayesinde orta sahadaki baskıya ek bir güç oluştururken ondan beklenen kanat bindirmelerini sergileyemiyor. Tello'nun gidişi ile oynadığı maçlarda duran topların kullanıcısının kendisi olması gerektiğini dün birkez daha gösterdi. Aslında bu noktadan bakarak Beşiktaş'ın uzun süredir duran toplardan kazanılan goller açısından bir sıkıntısı vardı. Ancak son maçlara baktığımızda özellikle korner ve kanatlardan kullanılan serbest vuruşlarda farklı alternetifler deneniyor. Bu denemelerin meyvesini de dünkü maçta iki gol ile kazandı. HJK maçında ön direkte topu ağlara gönderen Necip dün de ön direkten topu aşırarak Nobre'nin kolay bir şekilde beraberliği sağlamasına imkan verdi.
Dünkü maçta tüm resmi maçlarda doksan dakika sahada kalan Ernst'in bir miktar fiziksel düşüşüne tanık olduk, Beşiktaş'ın topu kendinde tutamadığı dönemlerde defansa yardım konusunda ciddi şekilde zorlandı. İkinci yarıda topun hakimiyetinin Beşiktaş'ta kalması ile daha rahat bir ikinci yarı geçirmesini sağladı.
Transferin son iki gününe girdiğimizde henüz Bobo ve Nobre'nin alternatifi konusunda henüz bir adım atılmadı. Zaten bu saaten sonra da gelecek alternatif onların yerine direkt olarak değil muhtemelen üçüncü alternatif olarak takıma katılacak bir isim olacak. Bu durum aslında takımın en yumuşak karnı olarka gözüküyor. Guti'nin tüm sezon boyunca üst düzey performans gösteremiyeceğini göz önüne alırsak forvet ikilisinin kişisel yeteneklerine kaldığımız dönemlerde Bobo ve Nobre bu yeteneği sergileyecek performanstan maalesef uzak gözüküyorlar.
Tabi tüm bu yorumlardan sonra Quaresma'ya da bir parantez açmak gerekiyor, şimdiden sergilediği performans ile gelmiş geçmiş takıma en çok katkı verecek yabancı oyuncu olarak duruyor. Şu anki görüntü itibari ile hem o Beşiktaş'a hem de taraftar ona fazlasıyla ısınmış gözüküyor. Özellikle ikinci yarıda sergilediği performans ve istek puan kaybı ihtimali olan maçların bir çoğundan sorunsuz bir şekilde çıkılmasını sağlayacaktır.
26 Ağustos 2010 Perşembe
UEFA Avrupa Ligin’de 1. Bölüm Tamam

Beşiktaş gruplara kalmak için oynadığı altı maçta beş galibiyet ve bir beraberliğin yanında attığı 16 gol ve yediği bir gol ile gruplara kalma şansını yakaladı. Karşılaştığımız bir çok ekibin kalitesinin bizim seviyemizde olmadığını kabul etmenin yanında altı maçta oynanan futbol, Plezen maçının ilk yarısı dışında, gelecek için umut verecek seviyedeydi. Öncelikle son senelerde en çok sıkınıtı yaşadığımız orta alanda bugün itibari ile oyunu iki yönlü oynayabilen dört oyuncu, bir müzmin yedek ve sözleşmesi dondurulmuş bir Fink'imiz var. Bence sezon boyunca oynayacağımız maçların yükünü rahatlıkla kaldırabilecek seviyedeler. Schuster bugüne kadar yaptığı gibi rotasyon halinde bu ekipten maksimum verimi almaya çalışacak. Tabi bu noktada dikkat çeken en önemli unsur orta sahada oynayacak dörtlünün hepsi oyunun hem hucüm hem de savunma yönünde çok çok iyiler. Geçmişte bu oyunculardan bir yada en fazla 1,5 tanesini takımda görebilirken bu bolluk önümüze daha da güvenle bakmamızı sağlıyor. Bu orta sahanın en büyük avantajı Schuster'in oynamak istediği pas oyununu hayata geçirmek konusunda son derece elverişli olmaları. Ortadaki üçlünün doğru kişilerden ve savunmada da Zapo'nun olması İBB maçında yaşananları bu maç yaşamamızı sağladı. Bu da bize bir kere daha gösterdiki eğer savunma açık veriyorsa bu hiçbir zaman sadecenin savunmanın suçu değildir. Yeri gelmişken tekrar söylemek lazım eğer Ferrari bu savunmanın bir parçası olacaksa onun yanındaki isim Toroman veya Zapo olmalı aksi takdirde uygulanan çizgi savunmada ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Ben ilerleyen haftalarda bu takımının ideal savunmasını Toroman – Zapo ve Ersan olarak şekilleceğini düşüyorum. Ferrari dün de bir iki pozisyonda savunmadan top çıkarırken ciddi pas ve pozisyon hatası yaptı ancak rakibin kalitesi pozisyonların gol olmasını engelledi.
Dünkü maç bir kere daha gösterdiki bu takımın forvet alternatifi kadar sağ bektede mutlaka bir alternatife ihtiyacı var ve şu an için bu eksiklik takımın en büyük dezavantajı diyebiliriz. Ekrem ortaya koyduğu performans ve Ekrem ile birlikte Hilbert'in artan performansı bize o kanadın doğru ikilisinin bu olduğunu gösterdi. Ancak şu ana kadar tanıdığımız Schuster hep yaptığı gibi Kardemir Karabük maçında muhtemelen o bölgede Erhan'ı göreceğiz. Erhan bugüne kadar sergilediği performans ile bu takımın oyuncusu olmadığını kanıtladı ancak şu an için Rıdvan iyileşene kadar, tabi o kadar büyük bir sakatlıktan sonra ne kadar verimli döneceği büyük bir soru işareti, maçlarda sırası ile Erhan ve Ekrem'i göreceğiz.
Bir paragrafta Necip'e açmadan geçmemek lazım. Necip attığı gol kadar ki kendisinden beklenen birinci öncelik bu değil dördüncü golde topu saklayarak rakip alana taşıması ve Hilbert'i çok doğru bir zamanda topu aktarması kendisinin oyunu okuma beceresinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Özellike orta alanda rakibin pas yapacağı alternatif azaltması ve de hata yapılan her noktada ortaya çıkarak topu kazanması tabiki tesadüf değil onun ne kadar iyi oyunu okuduğunun bir göstergesi. Ben kendi adıma şunu söyliyeyim yeni sezon için aldığım ilk formanın arkasına Q7 veya Guti'yi değil onun adını yazdırdım.
Haçtan sonra Muurinen yaptığı açıklamada bizim de Guti ve Quaresma gibi yıldızlara ihtyicamız var dedi. Biz de aslında yıllarca Avrupa kupasında bu acıları çekmiştik, çok iyi oynadığımız maçlarda rakibin bir iki yıldızı ortaya çıkıp maçı bir anda çeviriyorlardı bizde şerefli malübiyetlerle övünüyorduk. Biraz da nehrin öbür yakasına geçip yıldızlarla maç kazanma zamanı gelmişti. Bu sene yaşadıklarımıza biraz da bu gözle bakmak lazım…
Son olarak gruplar için tahminim Liverpool – Kharkiv – Lozan olsun. Liverpool ve Kharkiv ile görülecek hesaplarımız var J
22 Ağustos 2010 Pazar
Hatalarımızdan Ders Çıkarıyoruz

Yazının başlığı ortalama bir Süper Lig oyuncusunun futbol kariyerinden en az 10 defa kullandığı bir klişedir ama ne yazık ki gerçek hayata baktığımızda insanoğlu bu klişeyi hayata geçirmekte her zaman zorlanır. Dün İnönü'de yaşadığımızda aslında Schuster'ın kısa Beşiktaş kariyerinde hatalarından ders çıkarmadığını ortaya koymuştur. Yeni bir takımın başına geçen hoca için sezonun ilk maçları genelde zorlu geçer, birçok teknik adam yeni takımında kısa sürede gevenebileceği adamlardan bir 11 yaparak işin başını kazasız belasız atlatmaya çalışır. İlerleyen haftalarda da takımda yapmak istediği revizyon ve değişiklikleri yavaş yavaş gündeme getirir. Schuster'in izlediği yol biraz daha farklı, o elinde bulunan bol alternatifli (!!!) kadroda hemen hemen her maçta revizyon yaparak hem gidecek oyuncuları belirlemeye hem de oyun şablonunu takıma oturtmaya çalışıyor. O nedenle dün çıkardığı kadro ,bu futbolcuları kendisinden daha uzun süredir izlediğimiz için, çok da doğru tercihler içermediği gibi geçmiş maçların hatalarını da bünyesinde taşıyordu. Tabi burada muhtemelen Tayfur'un hatası ile İBB'nin büyük takımlar karşısında nedenli hırsı ve doğru mücadele verdiği de aktarılmamış olduğu kadro seçiminden rahatça anlaşılıyor.
Dünkü maç bize bir kere daha gösterdi ki Erhan, Delgado ve Holosko eğer o mevkilerde düşünülüyorlarsa bu takıma fayda sağlamaları mümkün değil. Hafta içi HJK maçı ile ilgili yorumumda Hilbert'in oynadığı pozitif futbolda arkasında oynayan Ekrem'in etkisinden bahsetmiştim, Erhan özellikleri açısından Ekrem ile mukayese edilemez. Bu nedenle Hilbert'i de yanlış bir sağ bek seçiminin ne kadar etkilediğini görebiliriz. Erhan sağ bek mevkiinde Beşiktaş takımının oyuncusu olabilecek kapasitede bir futbolcu maalesef değil oynadığı her maçta benzer yorumları kendisi için yapacağız.
Çek Cumhuriyet'in de yapılan maçta Delgado'nun Ernst ile orta sahayı paylaşamıyacağı net bir şekilde ortaya çıkmışken İBB gibi özellikle oyunu orta sahada kitleyen (Buradaki hata tamamen Tayfur'a ait, Schuster'in bunu bilebilmesi mümkün değil, ama dün uyarmadığına göre Tayfur'da bunun farkında değil) bir takıma karşı bu orta saha ile başlamak oynadığımız çizgi defanstan daha da büyük bir riskdi. Delgado, geriden oyunu başlatan Ersan ve Ferrari'ye hemen hemen hiç yardım etmeyince ilk 60 dakika boyunca doğru dürüst bir atak başlangıcı da yapılamadı. Bir çok defa tekrarladığım gibi eğer birisi ile yollarımız ayrılacaksa bu Fink değil Delgado olmalı eğer Schuster kendisini takımda düşünüyorsa o zaman yeri Ernst'in yanı değil öndeki hücum oyuncusunun arkası olmalı. 
Holosko benim hatırladığım kadarıyla Türkiye'deki kariyerinde ilk defa ileride tek santrafor olarak oynadı. Özellikleri itibari ile orada oynaması çok zor, zaten o da hayatının ilk profosyenel maçı gibi ne yapacağını bilemeden sağa sola koşturdu. Hatta bu şaşkınlık içinde Nihat'ın ve Nobre'nin gol pozisyonlarına müdahil olarak arkadaşlarının dengesini bozdu. Schuster'in takımda sadece iki santraforum var açıklamasından sonra Holosko'yu o mevkide oynatması, Robinho transferinin olmıyacağı varsayımı nedeniyle o bölgeye takım içinden üçüncü bir alternatif yaratma düşüncesi gibi gözüktü bana. Ama şunu biliyorum ki Holosko o bölgede tek başına oynayamaz.
Schuster'in dün yaptığı 11'deki bir başka yanlış uygulamada Ferrari – Ersan ikilisi idi. Öncellikle belirtmeliyim Toroman'ın gelişi ve Ersan'ın dün gösterdiği performans ile bizim stoper alternatifimiz Toroman – Ersan olabilir. Bu şekilde altı yabancı konusunda daha esnek davranabiliriz. Ersan dün gerçekten ileride bu takımın fayda sağlayacağı bir oyuncu olduğunu kanıtladı, Sivok'un sakatlığında geriye kalan stoper alternatifleri içinde ayağı en iyi olan oyuncu pozisyonunda. Schuster'in alan daraltmaya yönelik çizgi savunması, bunu birçok yorumcu çağdışı ofsayt taktiği olarak yorumluyor, oynayacaksa dün Ferrari – Ersan yerine Zapo – Ersan olmalıydı. Bu tip savunmada iki stoperden birinin en azından daha süratli özellikte olması gerekiyor.
Sonuç olarak dün yaşanan bir iş kazasıdır, önemli olan bu kazandan gereken derslerin alınmasıdır.

