3 Kasım 2010 Çarşamba

Avrupa'nın Neresindeyiz

Türk futbolu olarak Milli Takımlar veya klüp takımları düzeyinde yaşadığımız son hayal kırıklıklarından sonra konuya duygu faktörünü bir yana bırakarak daha bilimsel bir gözle bakmak adına ufak bir araştırma yaptım. Bunun için de Türk futbolunun kulüpler bazında Avrupa kupalarında kazandığımız tek turnuva kupası olan UEFA kupasını başlangıç noktası olarak alarak o başarıdan itibaren kulüp takımlarmımızın Avrupa'da oynadığı maçları listeledim. Bu incelemenin sonucu olarak aşağıdaki tablo ortaya çıktı;

Önceki adı UEFA kupası şimdiki adı Europa Cup olan turnuvaya 11 farklı takım ile katılmışız, toplamda 136 maç yapmışız bu maçlar sonucunda liglerinin genel kalitesi bizim ligimizin altında olan Norveç, Arvavutluk, Azerbeyca, Macaristan gibi ülkelerin takımları ile yaptığımız 24 eşleşmede 17 kez turu geçen veya grup maçlarında galip gelen bizim takımlarımız olmuş, 7 kez de bu ülkelerin takımları tur atlamış. Lig kalitesi bize eşdeğer Hollanda, Portekiz, Yunanistan, Rusya gibi ülkelerle 19 eşleşmemizde ise 9 kez biz 10 kere diğer ülkelerin takımları üstünlük sağlamış. Lig kalitesi bizim ligimizin üstündeki İspanya, İngiltere, Almanya, İtalya'da ise 26 kere karşılaşmışız, takımlarımız 8 kere üstünlük sağlarken 18 kere sahadan yenik olarak ayrılmışız. Üstelik bu turnuvaya katılan 11 takımdan dört büyük klubümüz 10 senelik sürede 19 kere katılım göstermiş, diğer takımlarımızın katılım sayısı ise 13'de kalmış. Yani burada Anadolu'dan zayf takımlar Avrupa'da mücadele etti gibi bir argümanın geçerliliği yok. On senelik period boyunca elde ettiğimiz en yüksek dereceler Beşiktaş'ın çeyrek finali ve Galatasaray'ın da iki kere gruplardan çıkarak ilk 16 ve ilk 32 dereceleri var.

Şampiyonlar Ligi'ne baktığımızda ise daha vahim bir tablo ile karşı karşıyayız, 51 galibiyetimiz var, bu galibyetlerin 24 tanesi daha zayıf rakiplere karşı ön eleme turunda alınmış, 29 beraberlik ve 60 mağlubiyet var. On sene de gruplardan sadece iki kere çıkmışız bunu başaran takımlar Galatasaray ve Fenerbahçe.

Bu tabloya ramen üç büyük takımımızın yöneticileri  her sezonunu  başında aynı söylemlerle Avrupa'da başarılı olacakları yönünde hedef vermekten kaçınmıyorlar. Bizler de yapılan transfer ve gelen yeni teknik adamla birlikte bu defa olacak herhalde motivasyonu ile tatlı bir rüyaya dalıyoruz. Sonuç olarak bırakın hedef gösterilen  finallerin ve  yarı finallerin yanına yaklaşmayı   yılbaşını bile göremeden Avrupa defterini kapatıyoruz. Peki bahsi geçen bu hedefleri yakalamak adına neler yapabiliriz. Öncelikle bu konu ile ilgili bazı tespitler yapmamız gerekiyor;

- Son yayın ihalesine ramen futbol takımlarımızın gelirleri yabancı hakkının tamamını üst düzey yabancı oyuncularla doldurmaya müsait değil. Gerekli kaynağı bulsak bile bu tip yıldız oyuncuların oynamayı istediği hedef lig değiliz, biz anca bu yıldızları belirli bir yaşta (Guti, Hagi, Popescu v.b.) ya da kariyerlerinde belirli bir düşüş yaşadıklarında (Quaresma) takımlarımıza dahil edebiliyoruz.
- Çok güçlü Scout sistemine sahip olmadığımız için bu yıldızları erken dönemlerinde de keşfedecek bir sistemimizde yok. Zaten bu oyuncuları araştırıp bulsak bile bu  oyuncular özellikle Şampiyonlar Ligi'nde her sene gruplarda oynayan takımları (Porto , Lyon) tercih ediyorlar.
- Alt yapılarımızda oyuncularımıza verdiğimiz temel futbol eğitimlerimizde ciddi sıkıntılar var. Bunun en iyi örneğini yurt dışında yetişen ve Türkiye'ye gelen Türk oyuncularla, Türkiye'de yetişen oyuncuların karşılaştırmasında rahatlıkla görebiliyoruz.
- Kulublerimizin özellikle teknik kadrolarında istikrar söz konusu değil. Her sene ligin ilk on haftasında en az beş takım teknik kadro ile yollarını ayırıyor. Ligin sonuna kadar  teknik direktör değişen takım sayısı değişmeyen takımdan genellikle daha fazla oluyor. Bu da zaten istikrar sorunu yaşayan oyuncuların gelişmesini olumsuz yönde etkiliyor.

Bu tespitlerden ve mevcut tablodan sonra neler yapabileceğimize bakmak lazım, benim önerim yukardaki tespitlerin çözümünden geçiyor. Türk futbolcusunun genel özelliklerine baktığımızda yetenek konusunda bir eksikliğinin olmadığını düşünüyorum. Ancak yeteneği çalışkanlık ile birleştirmediğimiz zaman başarıda süreklilik sağlayamıyoruz. Ayrıca özellikle altyapıların sisteminin ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi lazım, bugün internette gördüğüm bir mesajda U12 takımının maçını Çarşamba günü öğlen saatine koyduklarını gördüm. Bizler bu futbolcuları büyüdüğünde okul okumadıları için eleştiriyoruz sonra da alt yapıda oynayacakları maçın saatini okula gidecekleri saate koyuyoruz. Diğer yandan bu ülkenin en iyi altyapı antrenörlerinden birisi olan Serpil Hamdi Tüzün'ünden yararlanmıyoruz. Tabi buna benzer bir çok noktayı bir araya getirdiğimizde bu zihniyet ile  işleyen bir sistemden verim almak tamamen tesadüflere kalıyor. Futbol Federasyon'unun altyapı sistemini  bu ülke futbolunun bir numaralı maddesi yaparak bu konuda mutlaka elle tututulur projeler gerçekleştirmesi gerekiyor. Altyapı dışında kulüplerdeki teknik direktör istikrarı için mutlaka alternatif yöntemler geliştirilmelidir. Örnek uygulama olarak İtalya'daki gibi teknik direktörlere her sezon bir takım çalıştırma kısıtlaması getirilebilir. Bunun yanında da  takımlara aynı sezonda en çok iki teknik direktör ile çalışma kısıtlaması getirilebilir. Yabancı oyuncularla ilgili olarak ise 6+2+2 yerine bir çok Avrupa ülkesinin uyguladığı Avrupa Topluluğu oyuncularına serbestlik ama topluluk dışından en fazla iki oyuncu kısıtlaması  gelebilir. Bu durumda alınacak oyuncuların çoğunun Avrupa'dan olacağı için gelecek oyuncuların kalitesinde yükselme olacağını düşünüyorum. Zaten külüp takımlarına bakıldığınıda da Avrupa'dan gelen oyuncular diğer kıtaların oyuncularına göre çok daha fazla takımlara katkı sağlıyorlar.

Sonuç olarak kısa sürede elle tutulur önlemler alınmaz ise hem külüpler bazında hem de Milli Takım seviyesinde bugünkü durumumuzuda arayacağımız günlerin geleceğini düşünüyorum.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Fiyapı İnönü'de Hayata Dönüş

Sevgili skor yazarlarımızın çoğu bu haftayı Schuster'in veda haftası olarak belirlemişti Sivas maçı öncesinde. Takımın aldığı mağlubiyetler üzerine Sivasspor maçında puan kaybı ve haftanın devamında da deplasmanda Porto mağlubiyeti ile Schuter'in dönüş biletini keseceklerdi. Bu hafta için beklenen olmadı ama maç sonu yorumlara bakıldığında bir çoğunun içindeki Schuster'i gönderme umudu hala sönmemiş durumda. Kelle avcılarını beklentileri ile başbaşa bırakıp maç yorumumuza geçelim.

Guti'nin takıma tekrar dönüşü ile birlikte Schuster baklavalı olarak kullandığı ortasahayı yine sezon başında kullandığı sisteme döndürdü. Orta üçlü, arkada Ernst, Necip önlerinde Bobo'ya daha yakın Guti ile sahada yerini aldı. Açıkçası Beşiktaş'lı taraftarların Guti'nin oynadığı hiçbir iç saha maçını kaçırmaması lazım.  Maç içinde tribüne gelen herkese futbolun güzelliklerini sergiliyor. Açıkçası ben şimdiden Guti sonrasını düşünümeye başladım, aslında bu durumu Galatasaray'ın Hagi sonrasında yaşadığı ile özdeşleştirebiliriz. Sanırım bizler de Guti'den sonra onun yerine koyabileceğimiz bir 10 numara arayacağız ama Galatasaray'ın kaderini paylaşıp yerine kim gelirse gelsin onunla kıyaslayıp adama fubol hayatını zehir edeceğiz. Maça Guti'nin İbrahim'e attığı müthiş pas ve onun ender yaptığı ortalardan birisinde golü bularak başladı Beşiktaş. Burada aslınd bir parantezde Bobo'ya açmak lazım, genellikle ligin ilk yarılarını pas geçip sezon sonuna doğru form tutan Bobo bu sene mesaiye erken başladı. Bu formunu devam ettirdiği takdirde çok rahat bir şekilde hiç ulaşamadığı 20 gol barajına erişecektir. Sezon sonu anlaşmasının bittiğini göz önüne alarak bir an önce sözleşmesini yenilemek gerekir. Bobo ile ilgili bir diğer noktada bugünlerde yeniden gündeme gelen Milli Takım'da oynama konusudur. Bence vakit geçirilmeden bu konu değerlendirilerek kendisinden Milli Takım'da da faydalanmalıyız zira o bölgede Bobo ile kıyaslanacak bir oyuncumuz ne yazık ki bulunmuyor.

Bobo'nun gölünden sonra entresan bir vuruş tekniği ile  Necip'in gölü geldi. Aynı Necip Sivasspor'un golünün de yaratıcısı idi. Sebebiyet verdiği golden sonra demorilize olmayarak oyuna dört elle sarılması ve takımın galibiyeti almasında en önemli faktör olması Necip'in ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğununda göstergesiydi. Necip ile beraber bu hafta genç kontenjanından kendine sahada yer bulan bir isimde Ersan'dı. Ersan Beşiktaş'ın uzun süredir aradığı çift stoperinden bir tanesi olmaya aday. Oynadığı tüm maçlarda pozisyon bilgisi, rakibine uyguladığı stoper sertliği ve topu oyuna sokuşu konusunda geçer not almayı başardı. Sivok'un dönüşü ile birlikte muhtemelen takımın öncelikli stoper ikilisi Ersan ve Sivok olacaktır.

Maçın ilk yarısına nazaran kötü oynayan bir Beşiktaş izledik ikinci yarıda. Tabi bu düşüşün temel sebeblerinden birisi de hafta için zor hava şartlarında oynanan 120 dakikanın ve uzun süredir galip gelememesinin de etkisi vardı. İkinci yarıda oynana futbol Schuster'in atabildiğiniz kadar gol atından çok Denizli'nin aman attığınızı koruyun felsefesine çok daha yakındı. Maçın son anında kaçan pozisyonun oluşmasında da Toraman'ın katkısını es geçmemek gerekir. Arkadaşları rakibi kapatmaya çalışırken defansta bulunduğu noktayı boşaltıp rakibe gitmesiyle kendisinin pozisyon bilgisinin ne kadar iyi olduğunu bir kere daha fark etmemizi sağladı.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Bu Sene Tamam Artık Seneye Yatırım Zamanı

Öncelikle galip taraftan başlamak lazım, Kayserispor Ertuğrul Sağlam ile yakaladığı çıkışa Tolunay Kafkas'ın gelmesi ile birlikte bir süre ara vermişti. Bu sene başında doğru bir tercih ile takımın başına getirdikleri Şota ile birlikte tekrar ligin en dirençli takımlarından birisi haline geldiler. Bu sene Kayseri'nin beş maçıını seyrettim, rakip kim olursa olsun belirli bir strateji ile oynuyorlar ve özellikle her iki devrenin sonunda sonuca gitme yönünde önemli hamleler yaparak maçı çeviriyorlar. Defansta Serdar Kesimal, Hasan Ali, orta sahada Furkan, Mehmet Eren, Santana sezon başından beri dikkat çekici oynuyorlar. Üstelik kadrolarında Cangele, Zaleyeta, James Troisi gibi önemli oyuncularından da sakatlık nedeniyle faydalanamıyorlar. Takım içinde daha fazla sakatlık sorunu yaşamadıkları takdirde lig maratonu içinde Bursaspor ve Trabzonspor'u sıkı takipte olacaklarını düşünüyorum.

Beşiktaş dün kaybettiği puan ve rakiplerinin form durumları nedeniyle bu sezon için şampiyonluk hedefinden uzaklaştığını söylebiliriz. Takımın iki önemli oyuncusunu ligin en önemli döneminde kaybederek birisi Avrupa Kupa'sında olmak üzere dört mağlubiyet aldı. Dünkü Kayseri maçı mağlubiyet dışında bir sonuç ile atlatılsaydı ligin ilk yarısının sonuna kadar olan bölümde  nispeten daha kolay rakiplerle oynayarak en azında ligin üst kısmına yaklaşma şansı yaşayabilirdi ama dün akşam alınan malubiyet ile bu ihtimalde ortadan kalkarak tam anlamıyla dibe vurmuş oldu. Bu durum aslında Beşiktaş için büyük bir fırsat olabilir. Takımın uzun süredir kadro kalitesi açısın bir sıkıntısı var, bu sıkıntı sezon başında yapılan iki müthiş transfer ile atlatılmaya çaılışıdı ama bir çoğumuzun gözünden kaçan nokta futbolun 11 kişi ile oynanadığı gerçeğiydi. Kadronun bu eksikliği yapılan iki yıldız transfer dışında futbolun son dönemlerindeki Nihat, Marco, Fatih gibi eski yıldızlarla takviye edilmeye çalıştı. Onlarında yorgun vucutlar takıma gerekli katkıyı vermelerini önledi. Bu eski yıldızların yanında Holosko, Fink, Zapo, Ferrari yabancı statusünde olan ama benzerlerini rahatlıkla Türk takımlarında bulacağınız yabancılara sahip. Bu  durum için çok uzağa gitmeden dün akşam bu oyuncuların oynadığı bölgelerin muadilli Kayseri'li oyunculara bakarsanız ne demek istediğim daha da iyi anlaşılabilir.
Şimdi yönetimin önünde iki yol var, birincisi Galatasaray'ın yaptığını yapıp Schuster'in yerine başka bir hoca getirerek bu seneyi hatta önümüzdeki seneleri de kaybetmek. İkinci alternatif ise elindeki Schuster'in kıymetini bilerek zaten kaybedilmiş seneyi fırsata çevirerek Cenk, Ersan, Rıdvan, İsmail, Necip, Onur, Ali Kuçik gibi genç potansiyellerine yönelerek bu yetenekleri  Guti, Quaresma gibi gerçekten yıldız olan yeteneklerle kaynaştırıp Beşiktaş'ın gelecek 10 senesini kurtarmak. Bence cevabı belli bir soru ama neler olacağını hep beraber  izleyip göreceğiz.

Allen Iverson - The Answer


Allen Iverson - The Answer
Yükleyen James_Conway. - Daha fazla spor videosu.

22 Ekim 2010 Cuma

Avrupa'da Yenilgiye Merhaba

Öncelikle sahanın çimlerinden başlamak lazım, geçtiğimiz haftalarda yıldızlarını Fiyapı İnönü'n tarla zemininde oynatan Beşiktaş zemini düzeltti şimdi üstünde oynatacak yıldızlarını kadrosuna koyamıyor. Sezon başında Quaresma, Guti gibi yıldızları getirip uzun süre Robinho'nun peşinde koşan yönetim takımın diğer mevkilerine takviye yapmayı pas geçmişti. Bizler de uzun süre bu oyuncuların yanında özellikle sağbek ve ileri uçta alterntif oyuncular konusunda da adım atılmasını beklemiştik. Beklenen adım transferin son günlerinde gerçekleşti ve Marco, Fatih iklisi ile bir kumar oynandı. Şimdilik  bu transferler açısında atılan zar hep yek olarak Beşiktaş'ın hanesine yazılmış durumda umarım önümüzdeki dönemde bu konuda takımın yararına gelişmeler olur.

Dün akşamki maça geldiğimizde konuya objektif olarak bakan taraftarların bu maçtan beklentisi Schuster'in maç öncesi açıkmasının satır arasında da belirttiği gibi beraberlikti. Maç öncesinde Schuster'in  elinde kalan futbolculardan kuracağı kadroda iki alternatifi vardı;
- Ersan'ı savunmada kullanarak Toromanı orta sahada kullanmak ve daha dirençli bir takım yaratıp maçın ilerleyen döneminde kazanılacak puana yönelik hamleler yapmak ki bunu geçtiğimiz sene M.Denizli görece olarak kendisine yakın veya daha güçlü takımlara karşı hep bu tip takiptiği ön plana çıkarıyordu.
- İkinci alternatif ise sezon başından beri ortaya koyduğu felsefe ileriye dönük ve maçın her dakikasında gole gitmeyi düşünen bir takım çıkmaktı. Schuster kendisine ihanet etmeyerek ikinci alternatife yöneldi ve genel hatları ile 4-3-3 olarak değerlendirebileceğimiz bir takım sahaya sürdü.
Aslında maçın hemen başında yakalanan pozisyonda eğer Nihat'ın birkaç sene önceki hali olsa idi maça golle bile başlayabilirdi. Bu pozisyondan sonra da özellikle Hilbert ile sağ kanattan yaptığı bindirmelerle golü arayan traf olarak ön planda kaldı. Hem televizyon başında hem de tribundeki taraftar maç öncesindeki karamsarlıklarını atmaya hazırlanırken sahaya Hakan çıktı. Açıkçası Hakan için düşüncelerimi daha öncede paylaşmıştım, Hakan'ın bazı önemli özellikleri olmasına ramen yan toplar konusunda çok ciddi bir sıkıntısı var. Ben bunun yetenek veya başka birşey ile açıklamak mümkün değil. Hakan yan toplara çıkmayı bilmiyor, müdahale ettiği yan toplarda bir ayakları yere basmadan kimsenin içi rahat değil. Hal böyle iken Schuster'in Hakan konusunda artık ısrar etmemesi lazım zira bu ısrar Hakan'ın yerine geçecek Rüştü veya Cenk içinde olumsuzluk yaratıyor. Zaten Schuster'in maçtan sonra yaptığı açıklamaya da baktığımızda Kayseri'de muhtemelen Hakan kalede olmayacak. Hakan'ın hatası ile birlikte Beşiktaş'ın maç içinde başına gelebilecek en kötü senaryo da ortaya konmuş oldu. Belki de Avrupa'da oynayan en iyi 5 kontra atak futbolcusu ve ön liberosuz oynayan Beşiktaş defansı Hulk ile baş başa kaldı. Tabiki Hulk'da girdiği iki poziyonda %100 ile oynayarak Beşiktaş için maçın bitişini belgeledi. Tabi süreç içimde özellikle Porto'nun 10 kişi kalması ile birlikte takım en azından berberliği kurtarma yolunda çaba göstersede bu dakikalarda Guti'nin eksikliğini fazlasıyla hissetti. Porto'da bu süreyi tam bir deplasman takımı ile geçirerek Beşiktaş'a fazlaca pozisyon vermezken kontralarda da golleri buldu. Zaten az önce de belirttiğimiz gibi 1-0yenik düştüğünüz takımıda Hulk'a karşı oynamak çokta kolay değil.

Dün akşamki maçın dışında önemlide bir noktaya değinmek lazım, Porto geçen sene L.Lopez'i 28M Euro'ya Lyon'a sattı. Muhtemelen 1903 yılında kurulan Beşiktaş'ımızın bugüne kadar sattığı futbolculardan elde ettiği gelir bile bu rakkama ulaşmamıştır. Bizim yöneticilerimiz klubun mali yapısını her zaman klubun ana faaliyeti olan futbol gelirleri dışında (kira, emlak yatrımı v.b.) yollardan sağlamaya çalışıyor. Çok uzun zamandır söylediğimiz gibi futbol takımının ana yatırımı kadrosundaki futbolcular olmalıdır ve bizim takımlarımızın benimsemesi gereken model de Real Madrid, Barcelona değil Porto gibi takımlar olmalıdır. Bu arada merak edenler için söyliyeyim Hulk'u Japonya'da keşfetti Porto ve geçtiğimiz aylarda sözleşmesini 3 sene uzattı. Hulk'un serbest kalması için Porta'ya ödenmesi gereken rakkam 90 M Euro.

19 Ekim 2010 Salı

2000 Ruhu

Galatasaray buyuk bir ihtimalle Rijkaart ile yollarini ayirip, sportif direktor Hakan Sukur ve teknik direktor Hagi ile yola devam edecek gibi gozukuyor. Herseyden  once Galatasaray'daki Teknik direktor, oyuncu ve yonetim uclusunden mevcut durum nedeniyle en son sorumlu tutulacak kisinin Teknik direktor oldugunu dusunuyorum. Tabiki klubun mutlak hakimi olan yonetim ve baskan elinde bulundurdugu guc nedeniyle faturayi kendisine kesmek yerine her zaman oldugu gibi tum sorumlulugu Teknik direktore yikiyor. Uc degiskenden sadece birisini degistirerek islerin duzelecegini dusunuyor. Bu degisikligi yaparken bir baska buyuk hata daha yapip meshur 2000 ruhunu geri getirmeye calisiyor. 2000 yilina baktigimizda oncelikle eldeki kardo belki de Galatasaray tarihinin en iyi kadrosuydu, milli takimin en iyi oyuncularinin yaninda cok kaliteli yabancilar, Galatasaray belki de Turk futbol tarihinin en iyi yabanci oyuncusu, Iyı bir yonetim ve teknik direktor vardi. Tum bu faktorler bir araya geldiginde ortaya gercekten iyi bir takim ve dort sampiyonluk, uefa kupasi ve super kupa geldi. Bu ekip dagildiktan sonra bir kere Fatih Terim, bir kere de Hagi'yi teknik direktor olarak getirip tekrar 2000 ruhunu canlandirma denemeleri oldu. Ancak gozden kacan nokta bu kisilerin rolleri gecmiste cok daha farkliydi ve ozellikle de takimin futbolcu kalitesi 2000'nin cok cok uzagindaydi. Bugunku durumda da aslinda degisen birsey yok, sadece teknik kadroyu degistirerek basariyi saglamak dogru bir yontem degildir. Ne yazik ki bazen tarihteki basarilar iyi irdelenmedigi zaman gelecek icin kotu cozumler yaratilmasina sebebiyet veriyor.   

17 Ekim 2010 Pazar

Fiyapı İnönü'de İlk Mağlubiyet

Beşiktaş, İnönü stadının yeni sponspor ismi ile çıktığı ilk maçta iç sahadaki ikinci mağlubiyetini aldı. Sponsorluk konusu geçtiğimiz hafta oldukça yoğun şekilde tartışıldı ve bir çok insan stadın önüne sponsor isim alınmasına olumsuz olarak yaklaştı. Benim bu konuya yorumum gayet basit, Guti'yi Quarema'yı ve hatta Iverson'u istiyorsan takım içinde değerlendirebileceğin tüm sponsorluk fırsatlarını kaçırmayacaksın. Bu günümüz futbol ekonomisinin olmazsa olmazıdır.
Guti ve Quaresma'nın yokluğunda Beşiktaş, Hilbert hariç Mustafa Denizli'nin elinde olan kadro ile maça çıktı. Bu durum bize sene başından beri konuşulan Denizli - Schuster karşılaştırmasını daha objektif bir şekilde yapmamızı dasağladı. Açıkçası benim tercihim çok açık, Denizli'nin kazanan Beşiktaş'ı yerine dün akşamın kaybeden Schuster'ini tercih ederim. Bu tercihin ana nedeni iki çalıştırıcı arasındaki anlayış farkıdır. Dün akşam takımın başında Denizli olsa muhtemelen Necip sahada olmaz, maçın son bölümünde de sahaya Onur değil Yusuf girerdi. Tabiki bu tercihler Beşiktaş'ın belkide dün akşam puan kazanmasını sağlardı ama gelecek adına bir yatırım olmazdı.
Maçın teknik analizine baktığımızda Schuster sahaya  ortada baklava düzeni ve ileride iki forvet ile çıktı. Orta dörtlüden Fink en arkada, Necip ve Ernst kanatlara yakın orta bölgede ve Tabata forvet arkasında oyuna başladı. Hikmet Karaman'da bu oyun düzenine karşı özellikle kanatlardan atağa çıkacak iki bek Hilbert ve Üzülmez'in arkasına adam kaçırmaya yönelik bir plan ile sahaya çıktı. Zaten maçın ilk bölümünde Beşiktaş'ın hucuma çıkarken orta sahada kaprıtdığı bir top ile Üzülmez'in arkasına Isaac'i kaçırırak ilk pozisyonu ve gölü buldular. Yenilen ilk golde Üzülmez kadar Necip'in de doğru yerde olmaması nedeniyle hatası vardı. Golden sonra her iki takımda kendi sağ kanatlarından tehlilkeler bulmaya devam ettiler. Beşiktaş özellike Hilbert ve Ernst iklisinin etkili oyunu ile pozisyon bulmaya başladı ancak beklenen gol ilk golde hatası olan sol kanattan geldi. Necip'in ceza sahasında doğru yere dönderdiği topta Nobre tam pozisyon bitti dediğimiz anda topu çevirerek Bobo'nun gölü atmasını sağladı. Maça denge geldikten sonra Beşiktaş yine Hilbert ve Ernst ile etklili olmaya çalışırken Manisa'da yine çizgi defansın arkasına attığı toplarla ğozisyon kovalamaya devam etti. Schuster'in oynatmak istediği oyun içinde özellikle Sivok'un yeteneklerine fazlasıyla ihtiyacı var ancak Sivok'un talihsiz bir şekilde sakatlanarak sezonun büyük bölümünde olmayacak olması Beşiktaş'ın defans kurgusunda ciddi sıkıntılara yol açıyor. Özellike geçiğimiz sene Denizli'nin oynattığı oyun nedeniyle ceza sahası savunmasında iyi bir performans sergileyen Ferrari bu sene açık alanda takımın en kötü defans oyuncusu performasını sergiliyor. Beşiktaş muhtemelen devre arasında buraya bir takviye yapacaktır.
Takımın bir diğer uzak ara formsuz oyuncusu da Holosko. Holosko'yu tanımak gerçekten mümkün değil, sezon başında gidecek oyuncu alternatiflerinde benim oyum Holosko'dan yana idi. Açıkçası Delgado yerine Holosko ile yollar ayrılsaydı dünkü maç gibi takımda yaratıcı oyuncu sıkıntısı çekilen maçlarda Delgado rahatlıkla Guti'nin alternatifliğini üstlenebilirdi. Holosko özellikleri itibari ile de Schuster'in oynattığın oyun düzenlerinin hiçbirisinde yer bulma şansıda bulunmuyor. Bu dezavantajın yanı sıra sergilediği kötü performans ile de takım için ciddi sıkıntı yaratıyor. Bu kısa Holosko değerlendirmesinden sonra maça tekrar geri döndüğümzde, özellikle ikinci yarı başında yenilen gol  ve hemen arkasından Tabata'nın gördüğü kırmızı kart ile birlikte artık maçın geri dönüşü oldukça zora girdi. Bu noktada Schuster oyuna müdahale ederek Fink'i çıkartıp az önce eleştirdiğimiz Holosko'yu oyuna aldı ve Holosko'yu sol Nobre'yi sağa alıp önde tek başına Bobo'yu bıraktı, buna karşın Hikmet Karaman'da Makukula Yiğit Gökoğlan değişlikğine gitti. Değişikliklerden kendine avantaj sağlıyan taraf Murat Erdoğan'ın şık pasını gole çeviren Yiğit  ve Karaman oldu. Bu golden sonra Schuster bir hamle daha yaparak oyuna Onur'u aldı. Trabzon maçından sonra bu maçta hemde böyle bir durumda iken yapılan Onur hamlesi nedeniyle kendisine müthiş saygı duydum. Onur'da Necip gibi Beşiktaş'ın uzun yıllar kendisinden fayda sağlayacağı önemli bir yetenek ancak özellikle fiziksel olarak daha fazla güçlenmesi gerekiyor. Bu süreç içinde Manisa'nın da 10 kişi kalmasıyle maçın son bölümünde belki de 1 puan çıkarabiliriz umudu ile rakip kalede müthiş bir baskı kuruldu. Farkı bire indiren gol geldi ama kalan sürede net pozisyonlar bulunmasına ramen gol gelmeyince iç sahadaki ikinci malubiyet alınmış oldu.
Ligin sekizinci haftası itibari ile  kaybedilen 11 puan şampiyonluk yarışını takip etmek adına fazla sayılabilir ama Beşiktaş'ın oyun oynama isteği arzusu bana gelecek dönem için umut vermeye devam ediyor.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...