11 Ekim 2010 Pazartesi

Hiddink'i Anlamak

Milli maç sonrası bir çoklarının beklemediği !!! bir malübiyet alınca hep beraber Taksim'deki darağacanı kurup başta Hiddink ve Oğuz Çetin olmak üzere tüm yetkilileri sallandırmaya karar verdik. Ben olaya farklı bir boyuttan bakmak istiyorum. Grup kuraları çekildiğinde ben birçoklarının aksine çok da kolay olmayan bir gruba düştüğümüzü düşünüyordum. Kazakistan ve Azerbeycan'ı bir yana bırakırsak grupta kabuk değiştiren Avusturya, gençleri ile dikkat çeken Belçika ve son dünya şampiyonasındaki göz alıcı performansı ile Almanya vardı. Birçok skor yorumcusu bu tablo karşısında Almanya dışındakileri rahatlıkla yenip Almanya'dan da en az 4 puan alarak grubtan direkt çıkacağımızı söylüyordu. Biz millet olarak geçmişi çabuk unutan bir yapıya sahip olmamız nedeniyle ilk iki maç sonunda alınan altı puan ile bu senaryoya ciddi şekilde inanmaya başladık ve bence tüm zamanların en iyi Alman milli takımlarından birisi olan bu kadroya karşı galibiyet hesapları yapmaya başladık, maç sonunda ise el birliğince bu işten hiç  anlamayan Hiddink'i Fenerbahçe'nin kariyerine benzer şekilde gönderdik. Bu noktada durup kendi kendimize sormamız gerekir, acaba biz kendimizi biraz dev aynasında mı görüyoruz?
Öncelikle kendimize şu soruları soralım;
- Her sene şampiyonları ligi gruplarına kalan ve zaman zaman gruplardan çıkabilen takımlarımız mı var?
- Avrupa ligin'de Şampiyonlar Ligi'ne benzer bir başarı sergiliyor muyuz?
- Avrupa'nın kalbur üstü takımlarında oynayan kaç futbolcumuz var?
- Milli takım üst üste Dünya ve Avrupa şampiyonasına kaç defa katılmış.
Bu listeyi daha da uzatmak mümkün ama bu sorulara verdiğimiz cevaplar herhalde biraz daha ayaklarımızın yere basmasını sağlamıştır. Tabi bu tezin anti tezi olarak katıldığımız turnuvalarda yakaladığımız başarıları, Galatasaray'ın Uefa kupasını, Fenerbahçe'nin şampiyonlar ligi çeyrek finalini veya bizim futbolcular Türkiye'de iyi kazandıkları için yurtdışını tercih etmiyorlar cevabını verebilirsiniz. Verdiğiniz hiçbir cevap bizim sürdürülebilir bir başarıdan çok anlık performanslar ile bu başarıları kazandığımız gerçeğini ortadan kaldıramaz. Ben birçok kişinin aksine Hiddink'in çıkardığı takım ile Almanya maçında bir stratejisi olduğunu düşünenlerdenim. Hiddink'in kafasındaki uzun dönemli strateji bu takımı ikinci olarak bu gruptan çıkarmaktır, ikincilik için de en büyük rakip Belçika'dır. Belçika ile yaptığımız maçta onları yenerek bu hedef yolunda önemli bir mesafe kaydettik, Almanya'nın her iki maçında da Beliçka'yı yeneceğini düşünürsek bu durumda deplasmanda yapacağımız Belçika maçına avantajlı şekilde çıkacağız. Tabi bu süreç içinde Almanya maçlarından alınacak ekstra puanlar bize ciddi avantaj kazandıracaktı. Ben Hiddink'in bu düşünceler içinde Berlin'deki maça çıktığını ve öncelikli hedefinin bu maçta bir puan olduğunu düşünüyorum. Ancak Marco'nun zamansız sakatlığı Hiddik'in kafasındaki planı sahaya yansıtamamasına sebep oldu. Sakatlık nedeniyle maçın sonlarına doğru yapacağı değişikleri daha önceye almasına sebebiyet verdi. Almanya yenilgisi ile birlikte her zaman yaptığımız gibi bardağın boş tarafına bakarak çok şey kaybettiğimizi düşünenler çoğunlukta, burada esas felaket Salı günü yapılacak maçta puan kaybı ile olur. Cuma akşamki yenilginin Hiddink'in planını bozduğunu düşünmüyorum.

3 Ekim 2010 Pazar

Avni Aker'de Malubiyet

Schuster Quaresma'nın yokluğunda son maçlarda kullanmaya başladığı baklava orta saha modelinden vazgeçerek sezon başından beri uyguladığı taktik ile oynucularını sahaya çıkardı. Bu planındaki en büyük atak opsiyonu da Guti'nin Hilbert'e atacağı paslarda onu Cale ile birebir bırakmaktı. Planın birinci bölümünde sorun yoktu ama Hilbert'in gönderdiği paslar sonucundan Beşiktaş'ı skor avantajına taşıyacak bir sonuç ortaya çıkmadı. Bu opsiyon dışında kalan sol kanat ve ortadan aralara atılacak paslarla bulunacak pozisyonlar içinde son noktada bulunan oyuncuların kötü futbolu Beşiktaş'ın dün akşam skor bulamasının nedenlerindendi.
Holosko aslında Avusturya'da attığı golün morali ile bu maça başlamıştı ama dün akşam Tabata'nın duran top organizasyonunda yaptığı yaptığı ortaya vurduğu kafa dışında tek bir pozisyonda bile etkili olamadı. Aldığı her topta ya rakibin içinden geçmeye kalktı ya da verdiği kötü pas ile atağın bitmsine sebep oldu. Schuster ikinci yarıda Holosko'ya alternatif olarak Yusuf'u o bölgede düşünebilirdi ama o bu opsiyonu hiç değerlendirmedi. Nobre için de benzer yorumları yapabiliriz, kanatlardan ortanın az sayıda geldiği ve serbest vuruş veya kornerlerin az sayıda olduğu bir maçta Nobre'nin etkili olmasını beklemek biraz hayal kurmak olur aslında. Guti bir kaç pozisyonda ceza sahası önünde topla buluştuğunda Nobre'nin kale sahasına doğru koşuyu yapmasını bekledi ama Nobre'nin futbol anlayışında ne yazık ki bu tip görüşler yok. Hücumdaki bu etkisizliğe ramen Beşiktaş ilk yarının sonlarında ve maçın sonunda skor yapabileceği şansları eline geçirdi ama birincisinde direkt ikincisinde ise Ceyhun son anda golün olmasını engelledi.
Açıkçası takım kadroları geldiğinde Şenol Güneş'in orta sahadaki Selçuk - Engin - Colman tercihi nedeniyle Beşiktaş'ın orta sahaya daha fazla hükmedeceğini düşünüyordum. Ama Ersnt'in performansının düşük seviyede kalması ve Marco'nun henüz istenilen seviyede fizik gücünün olmaması nedeniyle bu bölgede de çok etkin olunamadı. Ligin ilk haftalarında Necip - Ernst ve Guti ile ora saha oluşturulduğunda Marco'nun yerine oynayan Ernst defansif katkının yanında ofansa da yardım ediyordu. Son haftalarda Macro'nun Ernst'in görevini alması ile birlikte yeterli fizik kapasitesinin olmaması nedeniyle adeta 3. stoper olarak oynuyor. Bu nedenle de takımın orta sahadaki etkinliği azalıyor.
Bu noktada Hakan'ı takdir etmemiz gerekiyor. Fenerbahçe maçında eleştirdiğimiz Hakan tekrar sezon başındaki sakatlanmadan önceki formunu yakalamaya başladı. Dün akşam maçın 1-0 bitmesinin ve aradaki farkın daha fazla artmamasını sağlan kişiydi.
Dün akşamki malubiyet ile birlikte ilk yedi haftaya baktığımızda Bursaspor'un altıda altı (Gaziantep maçı mutemelen 3 puan olarak tescil edileceğini kabul edersek)performansı dışında ligin zirvesindeki takımların arasında büyük bir fark bulunmuyor. Beşiktaş'ın puan kayıpları içeride İBB ve deplasmanda Fenerbahçe ve Trabzonspor ile oldu. İBB kaybı dışındaki kayıpları olağan sonuç olarak adlandırabiliriz. Açıkçası milli maç arasından sonra Beşiktaş'ı ligde daha ciddi rakipler bekliyor. Bu arada Schuster'in Quaresma'sız Beşiktaş için alternatifler yaratması gerekiyor.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Varlık İçinde Yokluk

Maça en geriden kaleci tercihinden başlayacağım. Schuster'in tercihinden anladığımız kadarıyla bu takımın birinci kalecisi Hakan olacak. Hakan'ın sağlam olduğu her maça onunla başlıyor. Açıkçası kaleci konusundaki sistemi önceden belirlenmiş bir şekilde değil ve forma düzeyine göre belirlemiş olsa idi dün kalede Cenk'in olması gerekirdi. Açıkçası ben de Cenk'in Hakan'a göre bu tarz futbola daha uygun olduğunu düşüyorum. Hakan'ın çizgi üzerinden daha yetenekli bir kaleci, yan toplarda ve birebirlerde Cenk'in avantajları çok daha fazla özellikle İnönü'de oynanan maçlarda Cenk'in daha iyi performans gösterceğini düşünenlerdenim. Bu arada Perşembe günü kalede Rüştü yedek olarak da Cenk ile başlayabilir Schuster, açıkçası şu ana kadar kurduğu takımlarla Mustafa Denizli'nin tahmin edilemez onbirlerinden daha da ileriye gitmiş durumda.

Merakla beklenen ikinci seçimde sağ bek konusunda idi. Bloglaradan takip ettiğimiz kadarıyla hafta içinde bir sürü alternatif vardı hatta geçen sene A2'de iyi maçlar çıkaran Oğuz Ceylan'ı bile oynatma ihtimalinden bahsediyordu. Benim aklımdan geçen ise Toroman'ın sağbek Ersan'ın stoper olarak oynayacağı idi. Schuster ise maça Hilbert seçimi ile sahaya çıktı. Hilbert seçiminde İBB karşısında alınan iç saha yenilgisinin de etkisinin olduğunu düşünüyorum, bu nedenle Toraman'ın sağ bek opsiyonunu hiç düşünmedi bile. Tabi bu seçim ve Guti'nin de tribunde olması nedeneiyle ilk otuz dakika artık Beşiktaş'ın ezberine yerleşmeye başlayan karşı alandaki baskılı oyun olmamasına ramen yeterince gol pozisyonu üretilemedi. Akıllarada kalan en önemli pozisyon Quaresme'nın direkten dönen topuydu. Oyun planı içinde ortada yer alan 3'lüden Marco orta sahanın değil savunmanın üçüncü oyuncusu olunca aslında oyunun çift taraflı oynayan orta sahanın bir ayağı eksik kaldı. Buna beklerin önünde gerçekten kant pozisyonunda olan oyuncunun olmayışı da eklenince Beşiktaş'ın tek şansı ortadan gönderilecek ara toplara kaldı. Quaresma zaman zaman kanata giderek Üzülmez'in önünde kanat bindirmesinin yapmaya çalışsa da Schuster'in taktik anlayışında yer alan kanattan pozisyona girecek kişi sahada olmadığı için çok etkili pozisyonlar üretilemedi.

Schuster'in bu duruma nasıl çözüm sağlayacağını düşünürken sahneye Ernst çıktı. Guti'den görmeye alışık olduğumuz paslara benzer bir topu Bobo'ya vererek takımın sayısal üstünlüğü yakalamasını sağladı. Gol dakikasından sonra Antalya'nın oyundan bir anda düştüğünü gördük. Zaten benzer durum Kadıköy'de oynanan maçta da olmuştu. Mehmet Özdilel'in takımı golü yemediği sürece sahasında dirençli bir savunma yapaarken yedikleri gol ile birlkte oyundan tamamen düşüyorlar. Fenerbahçe bu fırsatı kendi lehine çevirerek farkı bir anda açmıştı, aslında Beşiktaş'ta golden hemen sonra Tabata ve Bobo ile iki net pozisyon buldu. Tabi özellikle Bobo'nun direğin dibinden auta gönderdiği pozisyonda Q7'nin muhteşem pasını da göz ardı etmemek lazım. Tabi bu pozisyonlardan birisi gol olsa Fenerbahçe maçınndaki skorun bir benzeride İnönü'den çıkabilirdi. İşte tam bu noktada rakibin kullandığı kleci vuruşunda devşirme sağbek Hilbert ve geçtiğimiz haftanın etkisini üzerinden atamamış Hakan devre girerek İnönü'de rahat maç izlenmez adlı tiyatro oyununun başaktörü oldular. Gol dakikasına kadar sadece iki şut ve bir korneri olan Antalya bir anda alabilecekleri bir puan ile bir anda eski dirençlerine kavuşurken Beşiktaş'ta kabus göreceği bir rüyanın başlangıcını yaşamaya başladı. Beşiktaş'ı rüyadan uyandıran ise CSKA maçında da aynı görevi yapan Ernst oldu. İlk goldeki asistinin bir tesadüf olmasını gösteren Fabian Beşiktaş'ın ikinci golünün gelmesini sağladı. Bu arada dikkatimi çeken bir önemli nokta da Schuster'in takımı maçın 90. dakikasında berabere veya mağlup bile olsa oyunu şişirmiyor. İlk dakikada maça başaladığındaki pas oyununu sürdürerek sonuca gitmek istiyor. Bu da takımın gerçekten ne kadar kendine güvendiğinin bir işaretidir. Tabi Beşiktaş'ın attığı galibiyet golünden sonra Deniz Barış'ın pozisyonu gol ile sonuçlansa büyük Türk futbolü düşünürü Ömer Üründül gibi "futbol entrsan bir oyun" demekten başka sanşımız olmayacaktı.

Perşembe günü Rapid ile oynanacak maçta dün yedek olarak oturan Nobre, Nihat, İsmail ve tribundeki Guti'yi sahada göreceğiz muhtemelen. Benim buradaki tek itirazım Beşiktaş'a geldiğinden beri yeteneklerinden hiçbir şüphemizin olmadığı ama bu yeteneklerini attığı gol sayısına orantılayamıyan Bobo'nun, Quaresma ve Ernst gibi kesintisiz olarak kadroda kalmasıdır.

21 Eylül 2010 Salı

Fenerbahçe Analizi

Aykut Kocaman aslında bir çok teknik direktörün eline geçmeyecek bir fırsat ile sezona başladı. Teknik direktör olacağı takımın içinde bir sene yaşadı, şimdi birçok yorumcu sezon başında Fenerbahçe'nin Daum'un sorunlu ayrılışı nedeniyle Aykut Kocaman'ın takımın başına çok gelmesinden ve gerekli hazırlık için zamanının olmamasından bahsediyor. Açıkçası Aykut Kocaman Trabzon maçının sabahında bu takımın başına geleceğini duyabileceği en yetkili ağızdan duyduğunu düşünüyorum. Bu nedenle süre azlığı diye bir baheneye ben inanmıyorum. Fenerbahçe'de sıkıntı aslında transfer döneminde başladı, benim gözüme takılan konular;


- Eğer birçok spor yazarı ve yorumcunun dillendirdiği gibi takımda bir devrim yapılacaksa transfer sezonu sırasında bugün herkesin günah keçisi ilan ettiği Alex'i göndermesi gerekirdi. Aykut Kocaman gerçekten Alex'siz bir takım arzuluyorsa yapacağı en doğru haraket bu olurdu. Zaten Alex'i de gönderse sezona bundan da daha kötü bir başlangıç yapamazdı ancak tam aksini düşündüğümüzde alınacak bir kaç iyi sonuçta Alex'in de hayaletinden kurtulmuş olurdu. Mevcut durum olası seçeneklerin en kötüsü durumunda, şu an için çıkan her kadroda Alex'li mi Alex'siz mi, Alex olsa ne olur olmasa ne olur şeklinde yorumlarında muhattabı olmazdı. Tabi bu seçeneği gerçekleştirmeyi Aykut Kocaman istemiş ama Aziz Yıldırım tarafından engellenmişde olabilir, bu soru şu an için cevabını bulamıyacağız bir konu olarak duruyor.

- Fenerbahçe'deki ikinci en büyük problem 6+2+2 yabancı sınırlamasından doğan kontenjan problemi. Fenerbahçe'nin yabancılarına ve mevkilerine bakalım. Andre Santos (Sol Bek) - Bilica (Stoper) - Lugano (Stoper) - Yobo (Stoper) - Baroni (Orta Saha) - Stoch (Kanat) - Dia (Kanat) - Alex (Orta Saha) - Niang (Forvet) - Guiza (Forvet). Bu dağılıma baktığımızda dört savunma - 4 ortasaha ve iki frorvet var. Guiza'nın durumunu bir kenara ayırırsak geri kalan dokuz oyuncunun yerli alternatiflerine bir göz atalım.

Andre Santos - Caner - Uğur Boral

Bilica - Yobo - Lugano - İlhan - Bekir

Baroni - Selçuk - Emre

Alex - Topuz - Özer

Stoch - Dia - Topuz - Özer - Kazım (?) -

Niang - Guiza (?) - Gökhan - Semih
Andre Santos'dan başlarsak açıkçası Caner bu noktada Andre Santos'un pek rakibi olacak gibi durmuyor, Uğur Boral'ın da sakatlık durumu net olmadığı için burada Santos'un bu formuna ramen oynaması zorunlu görüküyor.

Belki de Stoper bölgesi Fenerbahçe'nin en sorunsuz bölgesi gibi gözüküyor, sakatlıktan dönecek Yobo ve Türk alternatifleri ile sıkıntı yaşanmaz. Tabiki sadece savunma hattının üç yabancı ile geçilmesi kontenjan sorunun yaşanmasının en önemli faktörlerinden birisi. Aykut Kocaman yerli alternatif olarak aldırdığı İlhan Eker ne yazık ki buranın alternatifi olmaktan çok uzak. Transfer sezonunda buraya mutlaka bir Türk alternatif bulmalıdır. Bu sorun zaten uzun yıllardır Fenerbahce'nin bir problemi, bu bölgede oynayanan en son Türk stoper Müjdat diye hatırlıyorum.

Orta sahaya geldiğimizde Aykut Kocaman'ın oyun kurgusunda genellikle iki defansif özellikli orta saha oyuncusu kullanıyor, eğer burada da yabancı yani Baroni kullanılırsa geriye iki yabancı hakkı kalıyor ki bu da Fenerbahçe'nin elindeki en iyi yabancıların bulunduğu bölgede sadece iki oyunucuyu kullanabiliyoruz. Tabi resmin diğer yüzüne baktığımızda bu bölgede Baroni kullanılmadığında kullanacağınız oyuncu alternatifleri Emre ve Selçuk. Emre için burada bir parantez açmak lazım, kendisi Inter'den beri üst üste iki ay boyunca bir performans sergiliyemiyor, geçen seneki ve bu seneki Beşiktaş maçlarında olduğu gibi takımın ona en çok ihtiyacı olduğu maçlarda adele sakatlığı yaşıyor. Geriye kalan alternatif ise Fenerbahçe tribünleri ile bir türlü yıldızı barışmayan Selçuk. Aykut Kocaman buradaki boşluğu Beşiktaş maçında olduğu gibi Topuz ile doldurmaya çalıştı ama bence Topuz bu bölgenin oyuncusu olacak özellikler içermiyor. Aykut Kocaman'ın ikinci transfer yanlışı da bu bölgeye oyuncu almamış olmasıdır.

Forvet bölgesine geldiğimizde de geride kullandığımız yabancı sayısına göre bir takım çıkarmak zorunda kalıyor. Ayrıca yukarıda da belirttiğimiz gibi kucağında koskocaman bir Alex bombası var. Bir an için Alex'in bu kadroda olmadığını varsayarsak elindeki kadro yapısı nedeniyle mutlaka iki forvetli bir sistem oynaması lazım çünkü ne kadar izleyip transfer ettiklerini bilmediğim (bu transferin sadece adı nedeniyle alındığını düşünüyorum) Niang futbol hayatı boyunca hiçbir zaman tek forvet oynamadı. Niang ki benim gerçekten çok beğendiğim ve Türkiye'ye transferinden mutluluk duyduğum bir isim, kariyeri boyunca hiçbir zaman tek forvet oynamadı. Kariyerine baktığımızda kanat veya ikinci forvet olarak oynadı. Dolayısıyla Niang'dan daha da iyi bir verim almak isteniyorsa mutlaka Gökhan, Semih veya sezon başında satmak isteyip satamadıkları ve küstürdükleri Guiza ile beraber oynamalıdır. Açıkçası yabancı kısıtı bir kenara bırakıldığında Guiza ve Niang gerçekten etklileyici bir ikili olurlardı.

Tabi tüm bu yanlışların yanında gerçekten yapılmış iki iyi transfer var. Stoch ve Dia özellikle beraber oynadığında gerçekten de Türkiye liginin en etkileyicisi kanat özelliğine sahip olacaktır. Tabi tüm bunların yanında Uğur Boral'ın sakatlığının geçeceğini düşündüğümüzde arkada Gökhan ve Uğur, önde Stoch ve Dia gerçekten problem yaratacak bir kanat opsiyonu olurdu.

Tüm bu kardoya baktığımızda benim önerim ise daha çok 4 - 4- 2 yapısında bir kadro olurdu;

Volkan

Gökhan - Lugano - Yobo - Santos (Uğur)

Dia - Selçuk - Emre (Baroni) - Stoch

Niang - Semih

20 Eylül 2010 Pazartesi

Kadıköy Deplasmanı

Kadroları gördüğümüzde birçok kişideki hayal kırıklığı bende de oldu. Açıkçası maç öncesi yaptığım kadro denemelerinin hiç birinde ileri üçlüden ikisi Nobre ve Nihat’tan oluşmuyordu. Aslında geçmiş haftalardaki haftaiçi – haftasonu değişimlerinden birisini gerçekleştirmişti; CSKA karşısında oynayan Hilbert ve Tabata yerine Nobre ve Nihat vardı, Holosko ise onsekiz kişilik maç kadrosunun da dışındaydı. Schuster’in bu stardart uygulmasını bu maçı derbi gözü ile algılayıp değiştireceğini düşünülerdendim ama bende yanılanlardan oldum. Aslında Nobre tercihini geçmiş haftalardaki form durumu ile açıklayabiliriz ama Nihat için rotasyondan başka mantıklı bir açıklama kendi adıma bulamadım. Zaten Nihat’ta hakkında olumsuz düşünenleri hayal kırıklığını uğratmadığı bir performans sergiledi, neredeyse tüm maç sergilediği performans ile takımı 10 kişi mücadele etmeye zorladı. Ekrem’in sakatlanması ile onun yerine geçen İbrahim Üzülmez, sadece yürümek için kullandığı sağ ayağı ile iki kişilik oynayarak onun açığını kapamaya çalıştı.


İlk onbir tercihinde şaşırtıcı olan tercih sadece Nobre ve Nihat ile sınırlı kalmadı benim için, açıkçası yaşı diğerlerine göre daha genç olmasına ramen Cenk bence bu takımın birinci kalecisi olmalı. Hakan ne kadar iyi olursa olsun Kadıköy’deki performansları ile oynadığı her maçta kendini inkar ediyor. Geçen sene ve bu sene yediği gollerle sergilediği performans gerçekten hayal kırıklığı. Schuster yaşı ve tecrübesizliği nedeniyle Cenk’den bu hataları beklemiş olmalıdır ki kaleyi Hakan’a teslim etti. Yaşanan talihsiz sakatlıktan sonra sezonunun geri kalanında Cenk’in birinci kaleci olarak devam edeceğini düşünüyorum. Bir diğer tecrübe kurbanı da Necip oldu. Dün akşam Necip’in yerine Marco tercihi ile başladı Schuster. Bu tercih nedeniyle otra üçlünün en gerisinde olan Ernst Marco’nun gelişi ile daha önde oynadı. Açıkçası Ernst’in daha faydalı olduğu bölge bu üçlünün en arkası, Marco’nun da görevini iyi yapmasına ramen Ernst – Necip – Guti üçlüsü ileriye destek anlamında daha da yaratıcı bir üçlü oluyor.

Aslında yukarıda belirttiğimiz Nihat ve Hakan performansını bir yana bırakırsak Schuster karşılaşmanın büyük bir bölümünde oynatmak istediği futbolu Fenerbahçe’ye kabul ettirdi. Fenerbahçe’nin kontra toplarda pozisyon yakalıyacağını herkes tahmin ediyordu ancak bunun karşısında bu kadar büyük baskı kurmasına ramen Beşiktaş’ın girdiği pozisyon sayısı beklenenden az oldu. Tabiki bunun en büyük nedeni özellikle Nihat nedeniyle takımın on kişi oynamasıydı. Schuster’in oyun planında dengede giden maçta kontrolü elinde tutup her zaman yaptığı gibi 60. dakikadan sonra elindeki klube zenginliğini sahaya sürerek oyunu kendi lehine çevirmek vardı ama Hakan ve Erkem’in zorunlu değişikliği nedeniyle oyunun son bölümüne atacak tek kurşunu kalmıştı. Onu da rakibin düşen orta saha direnci karşısında ön liberosunu çıkararak sahaya Bobo’yu sürerek kullandı. Aynı Bobo Guti’den aldığı muhteşem pası değerlendirerek maçın dengeye gelmesini sağlamış oldu.

Bir paragrafda Guti’ye açmak gerektiğini düşünüyorum. Geldiği günden beri gösterdiği performans ile gerçekten onu başka bir yere koymak lazım. Oynadığı oyun verdiği paslara ilerleyen haftalarda kritik puan getiren gollerini de katacağından hiçbir şüphem yok. Onunla ilgili tek üzüntüm şimdiden iki sene sonra onun yerine kimi koyacağımız. Şimdiden o bölgedeki futbol kalitesini öyle bir yere taşıdı ki onun yerine kim gelirse gelsin sıkıntı yaşayacağı aşikar.

Fenerbahçe tarafında gerçekten bir teknik direktör zaafiyeti yaşanıyor. Takımın geçen seneden beri başında olan Aykut Kocaman’nın yaptığı transferler ne yazık ki 6+2+2 kendisine devamlı surette sorun yaratmaya müsait. Yaptığı zorunlu ve taktikseş oyuncu değişikliklerinde maçı Beşiktaş’ın önüne sundu. Bence bu takımdaki problem Alex değil Emre’nin alternatifsizliğidir. Emre’nin geçmiş beş yılını incelediğimizde bu oyuncunun sezonda otuz maçı çıkaradığını görüyoruz, hal böyle iken Fenerbahçe’nin oyun düzeninin kalbindeki ikiliden birisi olan Emre’nin alternatifsizliği dün akşam yaşananları ortaya çıkarıyor. Emre sakatlanıp çıktığında Aykut Kocaman’ın iki alternatifi vardı, birincisi Baroni’yi oyuna alıp 6+2 kontenjanı nedeniyle yabancılardan birisini çıkararak onun alternatifi bir Türk oyuncuyu sokmak ya da dün akşam yaptığı gibi Özer’i oyuna alıp Mehmet Topuz’dan devşirme bir defansif orta saha yaratmak. Aykut ikici alternatifi yaparak ikinci yarıda orta sahanın tamamen Beşiktaş’ın kontrolüne geçmesini sağladı. Açıkçası benim Fenerbahçe’de çekindiğim oyuncuların ilk sırasında Stoch vardı. Oyun sitili nedeniyle Beşiktaş’ın yaptığı çizgi savunmada en sıkıntı yaratacak oyuncuydu. Aykut Kocaman Alex’siz bir Fenerbahçe yaratma (basının büyük bir kısmı bu tabiri kullandığı için kullandım) fırsatını aslında bu maçta kaybetti, Stoch ve Dia’nın kanatlara ileride de Niang’ın olduğu takım bence Beşiktaş’a çok daha büyük bir problem yaratabilirdi. Üstelik Nihat’ın bu kadar kötü olduğu ve devşirme bir sağ bek ile oynadığı bir maç boyunca bu alternatifi denememeside Aykut Kocaman için gerçekten bir soru işaretidir.

16 Eylül 2010 Perşembe

Sol Kanadın Delileri

Doksanda Gelen ....

Aslında 90. dakikada gelen gol olmasa da yazıya Fabian Ernst ile başlayacaktım. İki sezon önce gelen çifte kupalı sezonun en büyük katkı verenlerinden birisiydi. Geçen sezon takım içinde yaşanan yaratıcı orta saha eksikliği nedeniyle Mustafa Denizli onu daha çok sahanın hucüm yanında kullanmaya çalışmıştı, o da Alman disiplini ve yeteneklerinin el verdiği şekilde o bölgede başarı sağlamaya çalışmıtı. Schuster ise elindeki zengin kadronun avantajını kullanarak onu direkt olarak ait olduğu yere yerleştirdi ve ilk resmi maçtan beri de tahataya ilk onun adını yazıyor. Tabi bunun karşılığında da Fabian Ernst bu sezon gerçekten mükemmele yakın bir performans sergiliyor. Fabian Ernst, Schuster’in oynatmak istediği taktiğin önemli bir kilometre taşı, takımın baskı kurmak istediği zamanlarda rakibin kapıtğı toplardan kontra yakalamak istediğinde devreye girerek onların önüne bir duvar örüyor. Geri kazandığı topları tekrar takım arkadaşklarına vererek rakip üzerindeki baskının hiç düşmemesini sağlıyor. Belki de Schuster’in oynatmak istediği taktiği sezon başından beri en iyi uygulayan kişide Fabian Ernst oldu. İlk maçtan beri yükselen performansını dün gece 90. Dakikada attığı gol ile en üst seviyeye taşıdı. Üstün Alman teknolojisi Fabian Ernst’e dün akşam bir kere daha hayran oldum.
Fabian Ernst’en sonra bir paragrafta İbrahim Üzülmez’e açmak lazım. Dün akşam kendisinin futbol aşkına ve profesyonelliğine yine saygı duydum.Quaresma’nın maçın sonlarına doğru “İbo bunu da yakalada görelim” şeklinde attığı pasa yaklaşık 40 metrelik bir depar ile yetişen Deli İbo’ya 5 senelik daha kontrat önermekten başka seçeneğimizin olmadığını düşünüyorum. Şaka bir yana İbrahim otuzlu yaşlarının ikinci yarısında gösterdiği performans ile futbolun sadece yetenek ile değil özveri ile de oynanması gerektiğini her geçen gün tekrar bize kanıtlıyor.
Dün akşamın göze çarpan bu iki oyuncusundan sonra sahanın içine indiğimizde, Schuster rakibin güç seviyesi nedeniyle Ersnt – Necip yerine daha önce de Ernst –Delogado olarak denediği altertifi değerlendirerek Ernst – Guti ile başladı. Bu ikilinin önünde ise  Tabata’yı yerleştirdi. Tabata genel olarak çalışkan bir maç çıkarsa da asist veya gol’e dönük bir sonuç çıkmadığı için bir çok kişi tarafından eleştirildi. Ben bu eleştirilerin haklı olduğunu düşünmüyorum, Tabata dün görevini yerine getirdi. İkinci yarının başında girdiği pozisyonu gole çevirse bugün birçok kişinin fikri farklı olacaktı. Tabata dışında öndeki üçlünün kanatlarını oluşturan Holosko ve Hilbert’de dün akşam beklenen performansı sergiliyemediler. Aslında Holosko’nun dün akşamki performansı sezon içinde de bize bu sıkıntıyı yaşatacak, Holosko özellikleri itibari ile ne tam bir kanat oyuncusu ne de Schuster’in oyun planında en uçta yer alacak kişinin özelliklerini taşıyor. Zaten gelecek dönemde ileri uç alternatiflerine Fatih Tekke’nin de ekleneceğini düşünürsek Holosko bu sezon için rotasyon oyuncusu olmaktan öteye gidemiyecek gibi gözüküyor.
Son olarak dün akşam için dikkatimi çeken bir önemli nokta daha, Beşiktaş’ın maçın berabere gittiği 80’li dakikalarda bile topu ceza sahasına şişirmeden hücum etmesi de takımın kendine olan güvenini gösteren bir başka nokta idi. Bu güvenin meyvesini de son dakika golü ile aldılar. Geçen sene duran toptan hemen hemen hiç gol kazanamayan takımın bu sezonki duran top performansı da üzerinde durulması gereken bir başka nokta diye düşünüyorum.
Gruplar kuraları çekildiğinde zaten ilk ikide çıkacak takımların Porto ve Beşiktaş olacağı herkes tarafından tahmin ediliyordu. Buradaki yarış daha çok hangisinin birinci olacağı yönünde geçecek. Bu da büyük bir ihtimalle iki takımın oynayacağı maçların sonucuna bağlı olacak, diğer iki takımla yapılacak maçlarda her ikisinide puan kaybedeceğini düşünmüyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...