17 Ağustos 2010 Salı

Gruplara Kal….


Maçtan sonra genel yorumları izlediğimizde herkesin ortak fikri evet Beşiktaş'ta birşeyler var AMA (bu ama özellikle maçtan çıkıp Q7'nin gölünün tadına varmak isteyenlerin özellikle gözüne sokuluyor) daha doğru düzgün bir takım ile karşılaşmadı, zor takıma karşı ne yapacak bir görelim. Şimdi insan bu yorumları dinleyince bir an kendini düşünmekten alıkoyamıyor, ben bizim nice maçlarımızı seyretttim Avrupa'nın birçok zayıf diye adlandırdığımız takımına karşı, göbeğimiz ortadan ikiye ayrılıyordu İnönü'de bile galip gelmeye çalışırken. Geçmişi bilmeyen bir insan bu yorumları dinleyince zanneder ki bu takım her sene Avrupa kupalarında final, yarı finalden aşağı düşmüyor. Tabi aynı güzide yorumcularımızın ilk oynadığı maçtan sonra Hilbert'i de gidecekler arasında saydıklarından ben artık söylediklerine çok fazla da itibar etmiyorum.

Dün akşamki Beşiktaş takımı ki ikinci yarının sonlarına doğru %71 - %29 topla oynama oranını yakaladı, oynayacağı futbolun şekli konusunda bir miktar işaretler vermeye başldı. Orta sahada ayağı iyi top yapan ve ağırlıklı olarak topa saahip olmayı düşünen, bol bol pas yapan ve özellikle her iki kanadını da aktif olarak kullanmak isteyen bir takım görüntüsü verecek. Burada benim iki nokta dikkatimi çekiyor;

  1. Özellikle kanat beklerimiz İbrahim – İsmail – Erhan ve Ekrem ne yazık ki Schuster'in özlem duyduğu profile tam olarak uymuyor. Schuster'in aradığı bek tipi daha çok Gökhan Gönül o da ne yazık ki Türkiye'de sadece Fenerbahçe'de var. Dünkü maça baktığımızda Ekrem Erhan'dan daha verimli olsada o bölge için beklentiyi %100 karşılayacak özelliklere sahip değil. Ama eldeki malzemeler bunlar olduğu için oradan maksimum fayda alınmaya çalışılacak.
  2. Schuster'in takımda en çok önem verdiği nokta ortadaki üçlü, burarının ilk üç alternatifi Necip – Guti ve Ernst. Bu üçlüde her hangibir sıkıntı olmadığı gibi Schuster'in oynatmak istediği oyun için çok doğru tercihler. Bu noktada oynanacak maç maratonunun uzunluğu düşünülünce burada kullanılacak alternatif isimler önem kazanıyor. Alternatif olarak sayacağımız isimler Delgado – Tabata - Uğur – Fink. Delgado daha çok bu üçlüde oyun planı içinde forvete daha yakın orta saha olarak görev alabilir, Necip'in alternatifi olarak oynadığı maçlarda özellikle fazla top kaybı alışkanlığı ve defansif özelliklerinin azlığı nedeniyle o bölgede alternatif olamayacağını gösterdi. Görece daha zayıf maçlarda ilk onbir veya maçın 60 – 70. dakikalarından sonra Guti'nin alternatifi olarak oynayacağını düşünüyorum. Tabata içinde benzer bir durum geçerli. O da bu kadro içinde Guti'nin yedeği durumunda, Schuster onu bazı maçlarda kanat alternatifi olarak da denedi ancak o bölge de pek başarılı olduğunu söylemek çok zor. Uğur ile ilgili olarak aslında orta sahadaki ikinci Türk alternatif olarak şansı oldukça yüksek olmasına ramen bu yedi kişi arasında sıralamada en altta geliyor. Hatta kendisi yabancı olsa muhtemelen kontenjan nedeniyle ilk gönderilecek oyuncu olurdu şu anda kadroda olmasının tek sebebi cebinde taşıdığı TC Nufüs Cüzdanı. Fink konusunda ise ben bir çok kişinin aksine bu bölgede Necip ve Ernst'in yedeği olabilecek tek alternatif olduğunu düşünüyorum. O nedenle de kontenjan nedeniyle gönderilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Schuster'in orta saha organizasyonu içinde Nihat'ın da zaman zaman Guti'nin alternatifi olarak forvet arkası orta saha görevini üstleneceğini düşünürsek buradan gönderilecek oyuncunun maalesef Tabata olması gerektiğini düşünüyorum.

Çok kısa da dünkü oyunundan sonra basının göndermekten vazgeçtiği Hilbert'ten bahsetmek gerektiğini düşüyorum. Hilbert Schuster'in kanat oyuncuları alternatifleri içinde savunmaya en fazla katkı veren oyuncu o nedenle zorluk seviyesi yüksek maçlarda kanat opsiyonu olarak onu ilk olarak kullanacağını düşünüyorum. Kaldı ki Hilbert'in negatif olarak değerlendirildiği maçlarda Erhan ile birlikte oynadığının da altını çizmek istiyorum. Dün akşam Hilbert Ekrem ile iyi bir uyum içinde bulunarak zaman zaman ter kanattan gelen ataklarda içeriye kat ederek Bobo'yu destekleyen bir profil çizdi. Zaten Hilbert'in CV'si kendsinin o kadar da kolay harcanmaması gerektiğini gösteren önemli bir çizelge. Açıkçası ben bile doğduğumdan beri İstanbul'da olmama ramen bu yaz kadar uykusuz geçirdiğim günü hatırlamıyorum, adam Almanya gibi mevsim koşullarını hepimizin bildiği yerden geldi adapte olamaması gayet normaldir. Tabi bir sürü kişinin Q7, Guti nasıl bu kadar kısa sürede adapte oldu dediğinizi duyar gibiyim ama onların insan evladı olduğuna dair elinizde bir kanıt var mı?

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Ligimiz Ne Kadar Süper


Federasyon üç sezon önce Türkiye 1. Ligi'nin önüne Süper kelimesini alarak bunca yıldır 1. Lig olarak bildiğimiz ligimizi bir anda Süper Lig'e çevirdi. Tabi bu çevrimden sonra başarılı bir pazarlama hareketi ile isminin önünede iyi para ödiyen bir sponsor buldu. Süper Lig dönüşümü esnasında ismi dışında bir çok standartında getirileceğinden bahsediliyordu. Tabiki bir çok uygulamamızda olduğu gibi Türk Standartlarına uygun olarak bir süre sonra sadece adı Süper Lig olan ligimizin Süper ifadesinin altı ne yazık ki doldurulamadı. İlk haftanın maçlarına baktığımızda Bucaspor ve Ankaragücü'nün ev sahipliği yaptığı stadlarda bırakın Spor Toto Süper Lig'i TFF 2. Maçlarını bile o zeminde oynatmamanız lazım. Burada gerçekten incelenmesi gereken önemli bir nokta var, tek görev ve sorumluluğu yönetimini yaptığı stadın zemini ve çevre düzenlemesinden sorumlu olan insanlar ligin ilk maçına nasıl oluyorda böyle kötü bir zemin servis ediyorlar. Ligi ilerleyen haftalarında ve yağmurun, çamurun, karın olduğu zamanlarda bu tip bir manzara ile karşılaşılmasını belki hoş karşılabiliriz ama ligin 1. Haftasında mevsim yaz iken bu sahanın bu hali ile ilgili kim ne diyecek merak ediyorum. Maçın oynandığı andan itibaren bu konuda tek doğru dürüst yorum veya açıklama gelmedi. Bir zemin çim ve düzgün halde tutmak bu kadar mı zor? Yada bu zeminde oynanan bir lige bizler nasıl Süper deriz bu soruların cevabını vermek gerçekten zor.

Federasyonumuz sponsor firmanın maliyetlerindeki kısıtlama arayışı ile Süper Ligin önüne yeni bir sponsor buldu. Ama bu durum geçen sene ligde yer alan takımların çoğunun da sponsoru olan firmanın çekilmesi ile ilk haftaya reklamsız olarak çıktı. Adı Süper olan ve bu seneden itibaren dokuz maçın naklen 90 dakika olarak ekrana getirilecek bir ligte yer alan takımların neredeyse yarısı formalarına koyacak sponsor bulamıyor. Buda ligimizin gerçekten Süper mi olduğunu ölçebileceğimiz bir nokta olarak daha gözümüze çarpıyor. Tabi en acı olanı da (tabi burada Bursaspor'un forma reklamı konusunda çok ciddi rakkamlar istediği konuşuluyor) şampiyonlar liginde yer alacak şampiyonumuzun da bu kategorinin içinde olması. Diğer taraftan insan kendi kendine soruyor ligimiz ve takımlarmız Türkiye'deki firmaların forma sponsoru olabilmesi için acaba çok mu fazla süper.

Son olarak Eskişehir'de yaşanan elektirik kesintisi skandalı. Maçın başlama saati nedeniyle maç neredeyse sahurda tamamlanacaktı. Sebebi her ne olursa olsun eğer lige Süper diyorsak o stadda elektiriğin kesilmemesi gerekir. Bu konuda hiçkimse beni ikna edemez.

Mahmut Özgener 2016'yı kaybetmemize ramen stad projelerinin hayata geçiceğini söyledi. Umarım dediği gibi gerçekleşir de en azından Süper ligimiz 1960 ve 70'lerden kalma stadlarda oynamak zorunda kalmayız.

15 Ağustos 2010 Pazar

Spor Toto Süper Lig’de Buca Deplasmanı



Öncelikle diğer konulara geçmeden zemin konusuna değinmek lazım. Ligi adını Süper koyarak ve yayın ihalesini Milyon dolarlara çıkartarak Lig süper bir hale dönüşmüşyor. Öncelikle iyi futbol oynanması için asgari şartların sağlanması gerekiyor ki bu da maç oynanan stadların kalitesinden geçiyor. Hafta sonu oynana maçlara baktığımızda İzmir ve Ankara'daki stadların zemini içler acısı idi, Eskişehir'de ise ışıklandırma skandalı nedeniyle neredeyse maç sahurda bitecekti. 2016 Avrupa Şampiyona'sını almamızı gerçekten çok istiyordum ama bu isteğin ana sebebi içler acısı stadlarımızın yerini modern stadlara bırakması idi. Futbol federasyonunun bu koşulları iyileştirmek için bir an önce önlem alması gerekiyor. Ligin ilk maçındaki zeminlerin bu halinin hiçbir açıklaması ve bahanesi olamaz.

Buca – Beşiktaş maçına geldiğimizde ise Beşiktaş herhalde tarihinin en iyi ortasahası ile bu sene mücadele edecek. Orta sahada zaman zaman Gunti, Karan, Jhonsen, Şifo Mehmet, Sergen gibi yıldızları olsada hiçbir zaman bu kadar iyibir üçlüyü (Ernst – Guti – Necip) bir arada oynatamamıştı. İlerleyelen haftalarda aralarındaki uyumun artması ile birlikte bu üçlünün daha da iyi işler çıkaracağını düşünüyorum. Beşiktaş özellikle Sergen'in futbolu bırakışından itibaren yaratıcı orta saha oyuncusu konusunda ciddi sıkıntı yaşıyordu. Aslında bir an Guti'nin maçta yer almadığını düşünürsek bu açılış maçı da Beşiktaş için tipik bir deplasmandaki bir puan olarak sonra erecekti. Guti her yıldız futbolcu gibi doksan dakikanın sadece bir anında ortaya çıkarak farkını ortaya koydu. Hazır orta sahadan başlamışken özellikle yabancı sıkıntısı nedeniyle sözleşmesi dondurulan Fink'in kesinlikle bu üçlünün rotasyonda bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Uzun bir lig boyunca Fink'den bu üçlü içinde verim alınacağını düşünüyorum. Bu üçlünün diğer bir rotasyon elemanı olarak Delgado düşünülüyor ki bence özellikle maçları 65 -70. dakikasından sonra oyuna Guti'nin yerine dahil olacak Delgado o anki dinamizmi ile takıma ciddi katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bir çok kişinin düşündüğü gibi Tabata'yı orta sahanın bir alternatifi olarak düşünmüyor Schuster. Onu daha çok ilerideki iki kanatın alternatifi olarak oynatıyor.

Guti'nin gelişi ile takımının dizilişinde ciddi bir değişiklik oldu. Daha önceki maçlarda orta sahayı genelde iki kişi ile tutup ilerideki dörtlüyü iki kanat ve öndeki forvete yakın olarak düşünüyordu. Ama Guti ile bilikte önde üçlü ortada üçlü şeklinde düşünüyor. İlk dizilimde forvet arkası olarak görev alan Nihat özellikle ilk maçlarda önemli performanslar sergilemişti ancak Buca maçinda sağ kanattaki görev yerini sık sık terk ederek yine Bobo'nun arkasına gitmeye çalıştı tabi bu durumda tüm sağ kanat Erhan'a kaldı. Tabiki bu Erhan'ın kaldıramıyacağı bir yük olarak üzerine kaldı. Bu durumda takımda en çok eleştiri alan oyuncu haline geldi. Bucaspor'un da ağırlığını Q7'nin kanadına vermesi nedeniyle Erhan ilk yarının tamamını ileri uçta geçirdi ama sınırlı yeteniğine bir zeminin kötülüğü denk gelince kara delik misali her aldığı topu kale arkasına gönderdi. Eğer bu formatta devam edilecekse o kanatta şu anki kadroda yer alacak tek isim olarak Hilbert gözüküyor. Muhtemelen Schuster İnönü'deki maçlarda orta üçlüyü ikili olarak kullanıp Nihat'ı da yine forvet arkası olarak kullancaktır en azından maçların belli dönemlerinde.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Sezon Açıldı


Vikingur maçı eski zamanlarda sezon açılışına çağırılan zayıf rakiplerle yapılan maçtan hallice idi. Beşiktaş için hazırlık kampının maçlarına devam niteliğinde gibiydi. Tabiki Wolfsburg maçı ile tribun diyetine giren Yıldırım Demirören bile Q7'nin açılış performansını izlemek için tribüne geri dönmüştü. Q7 konusuna girmeden önce daha dizilişiyle başlayalım.
Schuster 4-2-4'e yakın bir diziliş ile takımı çıkardı. Bundan önceki iki hazırlık maçında daha çok 4-1-4-1 oynayan takım bu maçta özellikle iki kanatta kullandığı Tabata ve Q7 ile 4-2-4 formatında sahada yer aldı. Ancak maçın büyük bölümünde Tabata ile Q7 sürekli kanat değiştirdi. Q7 ilk daha çok Erhan'ın ikici yarı ise Üzülmezin önünde oynadı. Zaman zaman Bobo'nun hemen arkasında oynayan Nihat ile yer değiştirdikleride gözlendi. Schuster'in istediği en önde yer alan Bobo dışında Ernst'in önünde oynayan Delgado'nun da buna dahil olarak ortadaki 4'lü bloğun haraketli olmasını istiyor. Zaten bu şablonu sahada görünce Schuster'in neden Guti'yi ısrarla istediğide ortaya çıkıyor. Delgado Ernst'in önünde yer alarak tüm takımı yönlendirecek etkinliğe malesef sahip değil. Muhtemelen İnönü'deki ve deplasmanlardaki görece zayıf ekiplere karşı bu format ve buna benzer bir takım ile sahaya çıkacağımız kesin gibi. Şu an için bu formatta dünkü zayıf rakibe ramen aksayan bazı noktalar var. Tabiki sezon öncesi olması ve takımın ağır bir kondüsyon yüklemesi aldığını göz ardı etmemize ramen takımda yer alan oyuncuların geçmişleri ile birleştirdiğimizde özellikle Tabata ve Delgado'nun bu formatta zorlanacağı gayet açık. İlerleyen dönemi göz önünne aldığımızda muhtemelen Tabata'nın olduğu noktada Hilbert oynayacak, tabiki Tabata'ya göre daha fazla kanat oyuncusu olması nedeniyle o noktada bir sorun çıkacağını düşünmüyorum. Ancak geçen gün değindiğmiz gibi her iki kanattan birisine Ozan İpek veya Volkan Şen transferi gerçekten bu formasyon için biçilmiş kaftan olarak gözüküyor. Tabi bu noktada Bursaspor'un tok satıcı rolü ile herhalde bu transferler şimdilik söz konusu değil sanırsam.

Defans hattını incelediğmizde yabancı kontenjanı için özellikle zayıf rakiplere karşı Toroman alternatifi ile başlyacağı kesin gibi gözüküyor. Dünkü defans 4'lüsünde en çok tepki alan kişi yaptığı asiste ramen Erhan oldu. Defansif özellikleri konusunda bir sıkıntı olmayan ama ileri çıkışlarda aynı performansı sergileyemenyen Erhan, Q7 ile iş birlikteliğinde oldukça sıkıntı yaşadı. Bu noktada sakatlığının etkisini ilerleyen dönemde atacak olan Ekrem ile devam edileceğini düşünüyorum. Tabi önce Q7'yi gören insan onun arkasında Gökhan Gönül tipinde birisini hayal edemeden geçemiyor. Bu tipte bir ikili sezonda atılacak golün %50'sinin kaynadğı olurdu.
Özellikle Nihat'a değinmeden geçemeyeceğim. Zaten bir çok kişinin hemfikir olduğu geçen sezonun sonundaki yükselişini bu seneye de taşımış. Sezon öncesi iyi bir hazırlık geçiren Nihat'ın süpriz bir sakatlık olmaması durumunda bu sene atılacak gollerin çoğuna elinin değeceği aşikar.
Q7'ye gelince dün gerçekten ilk defa sahaya çıkan çoçuğun heyacanını taşıyordu, bu durumu tribünden hissetmemek mümkün değildi. Q7'nin en entresan yanı üst üste iki pozisyon aynı çalımı atmıyor. Maçın bir anında çizgide iki kişiyi birden geçince tribünden yükselen "Bu adam Yusuf'un hızlısı" yorumu bana oldukça entresan geldi :)
Ancak tüm takımın başarısını Q7'ye bağlamak mümkün değil, onun yer aldığı 4'lü blokta ve oynayacağı bekin performansında çok etkili olması gerekiyor.
Orta blokta yer alan Ernst - Delgado ikilisinin zorluk seviyesi yüksek maçlarda Ernst - Fink veya Ernst - Necip olacağını düşünüyorum. Bu nedenle gidecek oyuncular arasında Fink'in olacağını düşünümüyorum.
Dünkü performansından sonra Bobo'ya bir çok eleştiri yapıldı. Ben bu eleştirilere çok katılmıyorum. Geçmiş seneleri de hatırladığımızda Bobo takımdaki diğer arkadaşlarına göre daha geç form tutan bir oyuncu, oynadığı mevki olarak da gücü ve formu ile direkt ilişkili olduğu için bu kadar sert eleştirileri hak etmediğini düşünyorum. Geçmiş döneme baktığımızda bu takımın en kaliteli golcü alternatifi olduğunu görüyoruz. Yedeğinin MErt Nobre olduğunu düşündüğümüz de buraya tabiki bir alternatif daha gerekli ancak bu Bobo'nun kötü olmasından değil yarışın uzun olmasından kaynaklanan bir gereklilik. Her ne kadar bu son satırı yazmak istemesem de Mert Nobre'nin bu sene geçmiş senelerden daha fazla gol atacağını düşünyorum, çünkü beklediği kanat toplarının ve altı pas karambollerinin daha fazla olacağı bir sezon yaşayacağız.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

6+2+2 Havuz Problemi


Bu günün konusu birçok bloggerın değindiği Turkcell Süper Ligimizin havuz problemi. Ben Schuster, gerek antremanlarda gerekse oynanan iki hazırlık maçında gördüğümüz üzere 4-1-4-1 şeklinde bir sistemle takımı oynatacak. Bu durumda eldeki kadro yapısına ve gelmesi muhtemel oyunculara baktığımızda ve bir de sevgili federasyonumuzun hala neresinden uygudurduğunu tahmin edemediğimiz 6+2+2 kuralını eklediğimizde ciddi bir havuz problemi ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu arada münasip bir yerden uydurulduğu kesin olan bu kuralın iki sene için geçerli olduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Gerçi 2013 sezonu öncesinde ani bir karar ile bu kural 6+4+10'a çevrilmeyeceğini bugünden kimse idda edemez.

Biz şimdilik eldeki kadronun durumu ile uydurduğumuz kadroya göz atalım.

Kale ; En sorunsuz yer gibi duruyor benim tahminim Rüştü'nün ilerleyen yaşı nedeniyle öncelikli tercih Hakan olacaktır. Kendisininde bu söze istinaden sözleşmesini uzattığını düşünüyorum.

Defans; Defansın sağ tarafın oynatabileceğimiz İbrahim Toraman, Ekrem ve Erhan var. Ekrem'in geçen sene olduğu gibi sezon öncesi kampını ıskaladığını düşünürsek form tutması ve takıma katkısının geçen sene gibi olacağını düşünüyorum. O nedenle bu noktada elimizde kalan alternatifler Erhan ve Toraman. Toraman'ın da yukarıda belirttiğimiz 6+2+2 kuralı nedeniyle dönem dönem stoper ve savunmanın önündeki 1 olarak değrlendirileceğini göz önünde bulundurursak bu durumda elimizde bir tek Erhan kalıyor. Onunda bizi ne kadar tatmin edeceği tartışılır. Kendimizi yoğun bir şekilde 2. ve 3. bölgeye motive ettiğmiz bu transfer döneminde bir yerli oyuncunun buraya monte edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Stoper; Orta ikili muhtemelen Ferrari ve Sivok olacak. Ancak Zapo'nun da kampta gösterdiği performans nedeniyle gidecekler arasında olmadığını düşünüyorum. Zira Zapo'nun gidişi ile elimizde sadece 3 adet stoper kalıyor ki, geçen sene özellikle ligin son döneminde Ferrari ve Sivok'un sakatlıklarında devşirme stoper Kaş ile o bölgeyi dolduramadığımız bir gerçek. Bu nedenle gönderilecek 3 kişi(bu postu yazdığımda Guti henüz imzlamadı ama muhtemelen imzalayacağını düşünerek gidecek kişi sayısını 3 olarak düşünüyorum) içinde bence Zapo olmayacak.

Sol Defans; Tabi burada Üzülmez futbolu bırakana kadar başka birini görmeyeceğiz. Yine de İsmail ve Üzülmez ile en az sıkıntı çekeceğimiz yerin burası olduğunu düşünüyorum. Üzülmez'in olduğu bir yerde her yorum yapan yanılır diye düşünüyorum.

Ön Libero; Dörtlünün önündeki bir için en büyük aday Ernst. Bu mevki için kendisi biçilmiş kaftan olduğu için sakat ve cezalı olma durumu dışında saha içindeki 6 yabancıdan yeri en garanti olan olduğunu düşünüyorum. Gelelim Ernst'in yedeğine, bu bölge için adaylar Fink, Toroman ve Necip. Toraman'ın defansdaki sorumluluğu, Necip'in tecrübesizliği sonucunda Fink'în de gönderilemez oyunculardan birisi olduğunu gösteriyor. Bu noktada Fink 2+2 içinde kendine mutlaka yer bulur diye düşünüyorum.

Orta dörtlü; İşte işin zıvanadan çıktığı nokta burada. Yeni transferlere baktığımızda tabiki Q7 buranı en bankosu. Q7 dışında geri kalan 3'lü Nihat, Guti'den oluşacağını düşüyorum. Takımın başından beri takıma yerleştirdiğimiz yabancıları saydığımızda Ferrari - Sivok - Ernst - Q7 - Guti yani 5 kişi oluyor. İleri uçta da Nobre'den daha çok Bobo veya yen alınacak yabancı santrafor olduğunu düşünürsek ortanın solunda bir yerli oyuncuya ihtiyacımız doğuyor. Tabi burada Nihatı sağ kanatta Q7'yi sol kanatta oynattığımız düşünülürse ortadki ikili İnceman ve Guti olabilir. Ancak burada İnceman yarışmanın zayıf halkası olarak gözümüze batmıyor değil. Bu nedenle transfer sezonunun başından beri Ozan İpek veya Volkan Şen'den birisini bu takıma kazandırılması şart olarak gözüküyor. Aksi takdirde b problemin çözümü çok zorlaşıyor. Volkan veya Ozan karşılığında Delgado - Tello -Holosko gibi bir paketi feda etmek pahasına bu işi gerçekleştirmek lazım aksi takdirde bu problemin bir çözümü yok. Tabi burada erken ve hesapsız transferimiz Hilbert var. Hilbert'in oynaması demek hücum hattında Nobre ile oynamak anlamına geliyor. Tabi insan bu durumda daha Mustafa Denizli'nin durumu bile belli olmadan alel acele neden Batuhan gönderildi sorularını sormak hiçte yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Forvet; Buradaki alternatiflerimiz Bobo ve Nobre. Orta saha bölümünde zaten bir miktar bu konuya değindik, orada bu ikiliden hangisinin veya gelmesi muhtemel yabancının oynaması orta dörtlünün probleminin çözülmesine bağlı.

Özetle bu denklemi çözmenin yolu Bursa ile yapılacak takastan geçiyor :)

15 Haziran 2010 Salı

11 Maçın Ardından....


Dünya kupasında 4. günü geride bıraktık. Oynanan 11 maçta toplam 18 gol atılmış, gol kısırlığı ile meşhur, ama o kupada efsane kaleciler ön plana çıkmıştı, İtalya 90'da bile ilk 11 maçta 24 gol atılmıştı. Gol ortalaması şu an için 1,63 gibi çok düşük seviyelerde. Turnu başından beri alt oynayanlar gayet iyi kazanmış durumdalar.Gol kısırlığını yeni topa, vuvuzelaya ve hatta Ömer Üründül'e bile bağlayanlar olabilir ama bence ana problem tek forvetli çift önliberolu çağımızın dizilişi. Benim anlamadığım nokta dünyada bunu uygulayarak başarılı olan takımlar var ama böyle dizilen herkes maç kazacak diye bir kaide yok. Fifa en kısa sürede NBA'de alan savunmasının yasaklamasını örnek alarak bu dizilişe bir çare bulmak zorunda aksi takdirde kaleleri orta sahaya yakın yerlere almaktan başka çözümümüz kalmayacak.
Bir başka dikkat çekici noktada ilk gölü atan takımlar en az berberlikle sahadan ayrıldılar, tabi bizim takımımızn olmadığı bir turnavada geri dönüşlerin bu kadar az olaması da süpriz olmaz. Fifa bir sonraki turnuvada heyacanı arttırmak için bizi Wildcard ile turnuvaya almalı diye düşünyorum.
İlk dört günde sahaya çıkan takımlardan Arjantin ve Almanya'yı bir kenara ayırmak lazım, son vuruşlarda Arjantin'in biraz şansı olsaydı onlarda Almanya'ya benzer bir sonuç alırlardı. Löw ve Maradona Çıkardıkları cesur kadro ile diğer meslekdaşlarının bir adım önüne geçtiler.

İnşallah turnuva boyuncada benzer cesareti sergilemeye devam ederler.
İlk dört gün göz önüne alındığında aşağıdaki 11'i çıkardım, tabiki tek forvetli ve çift ön liberolu değil :)

Kale : Vincent Enyeama (Nijerya)
Defans : Lahm (Almanya)- Marquez (Meksika)- Heinze (Arjantin) - Aquilar (Meksika)
Orta Saha : Tshabalala (G.Afika) - Mesut Özil (Almanya) - Mascherano (Arjantin) - Podolski (Almanya)
Forvet : Klose (Almanya) - Forlan (Uruguay)

Yedek : Muller (Almanya) - Park Ji Sung (G.Kore) - Elia (Hollanda, inşallah ikinci Babel olmaz)


Tabi burada şu ana kadar oynanan maçlarda gerçekten diğer oyunculardan farklı olduğunu hissettiren Mesut Özil'den bahsetmeden geçeyeceğim. Mesut'un oyun tarzı ve görüşü ile önümüzdeki 10 sene için adından en çok söz ettiren futbolcu olacağını söylemek yanlış olmaz. Bence kendisi yeni Zidane olacaktır.Bu arada yaptığı seçimin doğruluğu da kantılandı, şu anda turnuvanın potasiyel en iyi futbolcusu olmak yerine tv'den seyrediyor olacaktı.

11 Haziran 2010 Cuma

Güney Afrika 1 : Meksika 1


Maç öncesinde Meksika'nın maçı kazanacağı fikrine sahiptim, açıkçası maçı başında da beni haklı çıkaracak bir tempo ile başladılar. Arka arkaya gidikleri iki pozisyonda da uygun fırsatları kaçırıdılar. Aslın bu noktada Meksika'nın turnuva boyunca yaşacağı en büyük sıkıntı olan bitirici eksikliğinin iyi sinyalleri idi. Meksika öndeki üçlüyü Dos Santos, Vela, Franco'dan oluşturuyor. Vela ve Dos Santos oldukça yetenekli olmalarına karşın her ikiside forvetler kesinlikle bitirici özellikleri o kadar iyi değil. Franco'da açıkçasıdünkü futbolu ile bu ikilinin önünde çok fazla sırıttı, daha etkin bir santraforları olsaydı maçı erken bölümde bitirebilirlerdi. Güney Afrika ise oynadıkları ilk yarı itibari ile herhalde Carlos Alberto PARREIRA'nın yönettiğin takımlardaki en düşük topa sahip olan takım ödülünü almışlardır.

Genel olarak topa sahip olup rakibi bezdirici sayıda pas yapan Parreira takımlarından çok uzak bir performans sergilediler, maçın 30. dakikalarına doğru topla sahip olma oranları %35'e kadar geriledi. Bence ilk yarının en etkili oyuncularından biriside Paul AGUILAR'dı. Oyunda kaldığı süre boyunca Meksika'nın sağ taraftan etkili ataklar geliştirdi. Ancak daha öncede belirttiğim gibi bitirici nokta eksikliği nedeniyle bu ataklarda sonuca varılamadı.
Devrenin sonlarına doğru PARREIRA taktik anlayışı yavaş yavaşortaya çıkmıştı, Mccarthy'i kamptan kovduktan sonra zaten zayıf olan hücm gücü artık sadece PIENAAR ve yerel yıldız TSHABALALA'nın(okunuşu çok melodik) üzerine kaldı. Bu oyuncularla da organize atak yerine kontra toplarla sonuca gitmeye çlıştılar. Güney Afrika bu maçtan bir puan çıkarmış olabilir ama Uruguay ve Fransa karşısınd aynı performans ile puan alamıyacaklarını düşünüyorum. İkinci yarı itibari ile aslında klasik Carlos Alberto takımı sahaya dönmüştü bol paslı oyunları ile topa sahip olma oranını bir hayli yukarıya çıkardılar, bu içinde mükemmel bir kontra atak ile gerçekten güzel bir gol buldular.

Golde TSHABALALA'nın vuruşunun güzelliği kadar Adidas'ın Jabulani'nin de etkisinin olduğunu düşünüyorum. Güney Afrika'nın golünden sonra Meksika tekrar oyunu Afrika sahasına yığarak golü bulmaya çalıştı. Aradıkları gol Marquez ile geldi, Güney Afrika'nın gol öncesinde uygulamaya çalıtığı ofsayt taktiği gerçekten çok acemice idi. Bu seviyede turnuva oynayan bir takımın yapmaması gereken bir hata idi. Maçın genel istatitiklerine baktığımızda Meksika'nın 14 şutunun sadece 5 tanesi kaleyi bulmuş ve topun oyunda kaldığı sürenin 40 dakikasında topa sahip olmuş buna ramen pozisyonlara baktğımızda Güney Afrika'nın daha net gol pozisyonları vardı. Buna ramen Güney Afrika gruptan çıkamayan ilk ev sahibi olacak sanırsam. İlk maçın bize gösterdiği bir başka nokta da artık Galatasaray istese de Dos Santos'u alamaz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...