15 Temmuz 2010 Perşembe

Sezon Açıldı


Vikingur maçı eski zamanlarda sezon açılışına çağırılan zayıf rakiplerle yapılan maçtan hallice idi. Beşiktaş için hazırlık kampının maçlarına devam niteliğinde gibiydi. Tabiki Wolfsburg maçı ile tribun diyetine giren Yıldırım Demirören bile Q7'nin açılış performansını izlemek için tribüne geri dönmüştü. Q7 konusuna girmeden önce daha dizilişiyle başlayalım.
Schuster 4-2-4'e yakın bir diziliş ile takımı çıkardı. Bundan önceki iki hazırlık maçında daha çok 4-1-4-1 oynayan takım bu maçta özellikle iki kanatta kullandığı Tabata ve Q7 ile 4-2-4 formatında sahada yer aldı. Ancak maçın büyük bölümünde Tabata ile Q7 sürekli kanat değiştirdi. Q7 ilk daha çok Erhan'ın ikici yarı ise Üzülmezin önünde oynadı. Zaman zaman Bobo'nun hemen arkasında oynayan Nihat ile yer değiştirdikleride gözlendi. Schuster'in istediği en önde yer alan Bobo dışında Ernst'in önünde oynayan Delgado'nun da buna dahil olarak ortadaki 4'lü bloğun haraketli olmasını istiyor. Zaten bu şablonu sahada görünce Schuster'in neden Guti'yi ısrarla istediğide ortaya çıkıyor. Delgado Ernst'in önünde yer alarak tüm takımı yönlendirecek etkinliğe malesef sahip değil. Muhtemelen İnönü'deki ve deplasmanlardaki görece zayıf ekiplere karşı bu format ve buna benzer bir takım ile sahaya çıkacağımız kesin gibi. Şu an için bu formatta dünkü zayıf rakibe ramen aksayan bazı noktalar var. Tabiki sezon öncesi olması ve takımın ağır bir kondüsyon yüklemesi aldığını göz ardı etmemize ramen takımda yer alan oyuncuların geçmişleri ile birleştirdiğimizde özellikle Tabata ve Delgado'nun bu formatta zorlanacağı gayet açık. İlerleyen dönemi göz önünne aldığımızda muhtemelen Tabata'nın olduğu noktada Hilbert oynayacak, tabiki Tabata'ya göre daha fazla kanat oyuncusu olması nedeniyle o noktada bir sorun çıkacağını düşünmüyorum. Ancak geçen gün değindiğmiz gibi her iki kanattan birisine Ozan İpek veya Volkan Şen transferi gerçekten bu formasyon için biçilmiş kaftan olarak gözüküyor. Tabi bu noktada Bursaspor'un tok satıcı rolü ile herhalde bu transferler şimdilik söz konusu değil sanırsam.

Defans hattını incelediğmizde yabancı kontenjanı için özellikle zayıf rakiplere karşı Toroman alternatifi ile başlyacağı kesin gibi gözüküyor. Dünkü defans 4'lüsünde en çok tepki alan kişi yaptığı asiste ramen Erhan oldu. Defansif özellikleri konusunda bir sıkıntı olmayan ama ileri çıkışlarda aynı performansı sergileyemenyen Erhan, Q7 ile iş birlikteliğinde oldukça sıkıntı yaşadı. Bu noktada sakatlığının etkisini ilerleyen dönemde atacak olan Ekrem ile devam edileceğini düşünüyorum. Tabi önce Q7'yi gören insan onun arkasında Gökhan Gönül tipinde birisini hayal edemeden geçemiyor. Bu tipte bir ikili sezonda atılacak golün %50'sinin kaynadğı olurdu.
Özellikle Nihat'a değinmeden geçemeyeceğim. Zaten bir çok kişinin hemfikir olduğu geçen sezonun sonundaki yükselişini bu seneye de taşımış. Sezon öncesi iyi bir hazırlık geçiren Nihat'ın süpriz bir sakatlık olmaması durumunda bu sene atılacak gollerin çoğuna elinin değeceği aşikar.
Q7'ye gelince dün gerçekten ilk defa sahaya çıkan çoçuğun heyacanını taşıyordu, bu durumu tribünden hissetmemek mümkün değildi. Q7'nin en entresan yanı üst üste iki pozisyon aynı çalımı atmıyor. Maçın bir anında çizgide iki kişiyi birden geçince tribünden yükselen "Bu adam Yusuf'un hızlısı" yorumu bana oldukça entresan geldi :)
Ancak tüm takımın başarısını Q7'ye bağlamak mümkün değil, onun yer aldığı 4'lü blokta ve oynayacağı bekin performansında çok etkili olması gerekiyor.
Orta blokta yer alan Ernst - Delgado ikilisinin zorluk seviyesi yüksek maçlarda Ernst - Fink veya Ernst - Necip olacağını düşünüyorum. Bu nedenle gidecek oyuncular arasında Fink'in olacağını düşünümüyorum.
Dünkü performansından sonra Bobo'ya bir çok eleştiri yapıldı. Ben bu eleştirilere çok katılmıyorum. Geçmiş seneleri de hatırladığımızda Bobo takımdaki diğer arkadaşlarına göre daha geç form tutan bir oyuncu, oynadığı mevki olarak da gücü ve formu ile direkt ilişkili olduğu için bu kadar sert eleştirileri hak etmediğini düşünyorum. Geçmiş döneme baktığımızda bu takımın en kaliteli golcü alternatifi olduğunu görüyoruz. Yedeğinin MErt Nobre olduğunu düşündüğümüz de buraya tabiki bir alternatif daha gerekli ancak bu Bobo'nun kötü olmasından değil yarışın uzun olmasından kaynaklanan bir gereklilik. Her ne kadar bu son satırı yazmak istemesem de Mert Nobre'nin bu sene geçmiş senelerden daha fazla gol atacağını düşünyorum, çünkü beklediği kanat toplarının ve altı pas karambollerinin daha fazla olacağı bir sezon yaşayacağız.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

6+2+2 Havuz Problemi


Bu günün konusu birçok bloggerın değindiği Turkcell Süper Ligimizin havuz problemi. Ben Schuster, gerek antremanlarda gerekse oynanan iki hazırlık maçında gördüğümüz üzere 4-1-4-1 şeklinde bir sistemle takımı oynatacak. Bu durumda eldeki kadro yapısına ve gelmesi muhtemel oyunculara baktığımızda ve bir de sevgili federasyonumuzun hala neresinden uygudurduğunu tahmin edemediğimiz 6+2+2 kuralını eklediğimizde ciddi bir havuz problemi ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu arada münasip bir yerden uydurulduğu kesin olan bu kuralın iki sene için geçerli olduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Gerçi 2013 sezonu öncesinde ani bir karar ile bu kural 6+4+10'a çevrilmeyeceğini bugünden kimse idda edemez.

Biz şimdilik eldeki kadronun durumu ile uydurduğumuz kadroya göz atalım.

Kale ; En sorunsuz yer gibi duruyor benim tahminim Rüştü'nün ilerleyen yaşı nedeniyle öncelikli tercih Hakan olacaktır. Kendisininde bu söze istinaden sözleşmesini uzattığını düşünüyorum.

Defans; Defansın sağ tarafın oynatabileceğimiz İbrahim Toraman, Ekrem ve Erhan var. Ekrem'in geçen sene olduğu gibi sezon öncesi kampını ıskaladığını düşünürsek form tutması ve takıma katkısının geçen sene gibi olacağını düşünüyorum. O nedenle bu noktada elimizde kalan alternatifler Erhan ve Toraman. Toraman'ın da yukarıda belirttiğimiz 6+2+2 kuralı nedeniyle dönem dönem stoper ve savunmanın önündeki 1 olarak değrlendirileceğini göz önünde bulundurursak bu durumda elimizde bir tek Erhan kalıyor. Onunda bizi ne kadar tatmin edeceği tartışılır. Kendimizi yoğun bir şekilde 2. ve 3. bölgeye motive ettiğmiz bu transfer döneminde bir yerli oyuncunun buraya monte edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Stoper; Orta ikili muhtemelen Ferrari ve Sivok olacak. Ancak Zapo'nun da kampta gösterdiği performans nedeniyle gidecekler arasında olmadığını düşünüyorum. Zira Zapo'nun gidişi ile elimizde sadece 3 adet stoper kalıyor ki, geçen sene özellikle ligin son döneminde Ferrari ve Sivok'un sakatlıklarında devşirme stoper Kaş ile o bölgeyi dolduramadığımız bir gerçek. Bu nedenle gönderilecek 3 kişi(bu postu yazdığımda Guti henüz imzlamadı ama muhtemelen imzalayacağını düşünerek gidecek kişi sayısını 3 olarak düşünüyorum) içinde bence Zapo olmayacak.

Sol Defans; Tabi burada Üzülmez futbolu bırakana kadar başka birini görmeyeceğiz. Yine de İsmail ve Üzülmez ile en az sıkıntı çekeceğimiz yerin burası olduğunu düşünüyorum. Üzülmez'in olduğu bir yerde her yorum yapan yanılır diye düşünüyorum.

Ön Libero; Dörtlünün önündeki bir için en büyük aday Ernst. Bu mevki için kendisi biçilmiş kaftan olduğu için sakat ve cezalı olma durumu dışında saha içindeki 6 yabancıdan yeri en garanti olan olduğunu düşünüyorum. Gelelim Ernst'in yedeğine, bu bölge için adaylar Fink, Toroman ve Necip. Toraman'ın defansdaki sorumluluğu, Necip'in tecrübesizliği sonucunda Fink'în de gönderilemez oyunculardan birisi olduğunu gösteriyor. Bu noktada Fink 2+2 içinde kendine mutlaka yer bulur diye düşünüyorum.

Orta dörtlü; İşte işin zıvanadan çıktığı nokta burada. Yeni transferlere baktığımızda tabiki Q7 buranı en bankosu. Q7 dışında geri kalan 3'lü Nihat, Guti'den oluşacağını düşüyorum. Takımın başından beri takıma yerleştirdiğimiz yabancıları saydığımızda Ferrari - Sivok - Ernst - Q7 - Guti yani 5 kişi oluyor. İleri uçta da Nobre'den daha çok Bobo veya yen alınacak yabancı santrafor olduğunu düşünürsek ortanın solunda bir yerli oyuncuya ihtiyacımız doğuyor. Tabi burada Nihatı sağ kanatta Q7'yi sol kanatta oynattığımız düşünülürse ortadki ikili İnceman ve Guti olabilir. Ancak burada İnceman yarışmanın zayıf halkası olarak gözümüze batmıyor değil. Bu nedenle transfer sezonunun başından beri Ozan İpek veya Volkan Şen'den birisini bu takıma kazandırılması şart olarak gözüküyor. Aksi takdirde b problemin çözümü çok zorlaşıyor. Volkan veya Ozan karşılığında Delgado - Tello -Holosko gibi bir paketi feda etmek pahasına bu işi gerçekleştirmek lazım aksi takdirde bu problemin bir çözümü yok. Tabi burada erken ve hesapsız transferimiz Hilbert var. Hilbert'in oynaması demek hücum hattında Nobre ile oynamak anlamına geliyor. Tabi insan bu durumda daha Mustafa Denizli'nin durumu bile belli olmadan alel acele neden Batuhan gönderildi sorularını sormak hiçte yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Forvet; Buradaki alternatiflerimiz Bobo ve Nobre. Orta saha bölümünde zaten bir miktar bu konuya değindik, orada bu ikiliden hangisinin veya gelmesi muhtemel yabancının oynaması orta dörtlünün probleminin çözülmesine bağlı.

Özetle bu denklemi çözmenin yolu Bursa ile yapılacak takastan geçiyor :)

15 Haziran 2010 Salı

11 Maçın Ardından....


Dünya kupasında 4. günü geride bıraktık. Oynanan 11 maçta toplam 18 gol atılmış, gol kısırlığı ile meşhur, ama o kupada efsane kaleciler ön plana çıkmıştı, İtalya 90'da bile ilk 11 maçta 24 gol atılmıştı. Gol ortalaması şu an için 1,63 gibi çok düşük seviyelerde. Turnu başından beri alt oynayanlar gayet iyi kazanmış durumdalar.Gol kısırlığını yeni topa, vuvuzelaya ve hatta Ömer Üründül'e bile bağlayanlar olabilir ama bence ana problem tek forvetli çift önliberolu çağımızın dizilişi. Benim anlamadığım nokta dünyada bunu uygulayarak başarılı olan takımlar var ama böyle dizilen herkes maç kazacak diye bir kaide yok. Fifa en kısa sürede NBA'de alan savunmasının yasaklamasını örnek alarak bu dizilişe bir çare bulmak zorunda aksi takdirde kaleleri orta sahaya yakın yerlere almaktan başka çözümümüz kalmayacak.
Bir başka dikkat çekici noktada ilk gölü atan takımlar en az berberlikle sahadan ayrıldılar, tabi bizim takımımızn olmadığı bir turnavada geri dönüşlerin bu kadar az olaması da süpriz olmaz. Fifa bir sonraki turnuvada heyacanı arttırmak için bizi Wildcard ile turnuvaya almalı diye düşünyorum.
İlk dört günde sahaya çıkan takımlardan Arjantin ve Almanya'yı bir kenara ayırmak lazım, son vuruşlarda Arjantin'in biraz şansı olsaydı onlarda Almanya'ya benzer bir sonuç alırlardı. Löw ve Maradona Çıkardıkları cesur kadro ile diğer meslekdaşlarının bir adım önüne geçtiler.

İnşallah turnuva boyuncada benzer cesareti sergilemeye devam ederler.
İlk dört gün göz önüne alındığında aşağıdaki 11'i çıkardım, tabiki tek forvetli ve çift ön liberolu değil :)

Kale : Vincent Enyeama (Nijerya)
Defans : Lahm (Almanya)- Marquez (Meksika)- Heinze (Arjantin) - Aquilar (Meksika)
Orta Saha : Tshabalala (G.Afika) - Mesut Özil (Almanya) - Mascherano (Arjantin) - Podolski (Almanya)
Forvet : Klose (Almanya) - Forlan (Uruguay)

Yedek : Muller (Almanya) - Park Ji Sung (G.Kore) - Elia (Hollanda, inşallah ikinci Babel olmaz)


Tabi burada şu ana kadar oynanan maçlarda gerçekten diğer oyunculardan farklı olduğunu hissettiren Mesut Özil'den bahsetmeden geçeyeceğim. Mesut'un oyun tarzı ve görüşü ile önümüzdeki 10 sene için adından en çok söz ettiren futbolcu olacağını söylemek yanlış olmaz. Bence kendisi yeni Zidane olacaktır.Bu arada yaptığı seçimin doğruluğu da kantılandı, şu anda turnuvanın potasiyel en iyi futbolcusu olmak yerine tv'den seyrediyor olacaktı.

11 Haziran 2010 Cuma

Güney Afrika 1 : Meksika 1


Maç öncesinde Meksika'nın maçı kazanacağı fikrine sahiptim, açıkçası maçı başında da beni haklı çıkaracak bir tempo ile başladılar. Arka arkaya gidikleri iki pozisyonda da uygun fırsatları kaçırıdılar. Aslın bu noktada Meksika'nın turnuva boyunca yaşacağı en büyük sıkıntı olan bitirici eksikliğinin iyi sinyalleri idi. Meksika öndeki üçlüyü Dos Santos, Vela, Franco'dan oluşturuyor. Vela ve Dos Santos oldukça yetenekli olmalarına karşın her ikiside forvetler kesinlikle bitirici özellikleri o kadar iyi değil. Franco'da açıkçasıdünkü futbolu ile bu ikilinin önünde çok fazla sırıttı, daha etkin bir santraforları olsaydı maçı erken bölümde bitirebilirlerdi. Güney Afrika ise oynadıkları ilk yarı itibari ile herhalde Carlos Alberto PARREIRA'nın yönettiğin takımlardaki en düşük topa sahip olan takım ödülünü almışlardır.

Genel olarak topa sahip olup rakibi bezdirici sayıda pas yapan Parreira takımlarından çok uzak bir performans sergilediler, maçın 30. dakikalarına doğru topla sahip olma oranları %35'e kadar geriledi. Bence ilk yarının en etkili oyuncularından biriside Paul AGUILAR'dı. Oyunda kaldığı süre boyunca Meksika'nın sağ taraftan etkili ataklar geliştirdi. Ancak daha öncede belirttiğim gibi bitirici nokta eksikliği nedeniyle bu ataklarda sonuca varılamadı.
Devrenin sonlarına doğru PARREIRA taktik anlayışı yavaş yavaşortaya çıkmıştı, Mccarthy'i kamptan kovduktan sonra zaten zayıf olan hücm gücü artık sadece PIENAAR ve yerel yıldız TSHABALALA'nın(okunuşu çok melodik) üzerine kaldı. Bu oyuncularla da organize atak yerine kontra toplarla sonuca gitmeye çlıştılar. Güney Afrika bu maçtan bir puan çıkarmış olabilir ama Uruguay ve Fransa karşısınd aynı performans ile puan alamıyacaklarını düşünüyorum. İkinci yarı itibari ile aslında klasik Carlos Alberto takımı sahaya dönmüştü bol paslı oyunları ile topa sahip olma oranını bir hayli yukarıya çıkardılar, bu içinde mükemmel bir kontra atak ile gerçekten güzel bir gol buldular.

Golde TSHABALALA'nın vuruşunun güzelliği kadar Adidas'ın Jabulani'nin de etkisinin olduğunu düşünüyorum. Güney Afrika'nın golünden sonra Meksika tekrar oyunu Afrika sahasına yığarak golü bulmaya çalıştı. Aradıkları gol Marquez ile geldi, Güney Afrika'nın gol öncesinde uygulamaya çalıtığı ofsayt taktiği gerçekten çok acemice idi. Bu seviyede turnuva oynayan bir takımın yapmaması gereken bir hata idi. Maçın genel istatitiklerine baktığımızda Meksika'nın 14 şutunun sadece 5 tanesi kaleyi bulmuş ve topun oyunda kaldığı sürenin 40 dakikasında topa sahip olmuş buna ramen pozisyonlara baktğımızda Güney Afrika'nın daha net gol pozisyonları vardı. Buna ramen Güney Afrika gruptan çıkamayan ilk ev sahibi olacak sanırsam. İlk maçın bize gösterdiği bir başka nokta da artık Galatasaray istese de Dos Santos'u alamaz.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Kargaları Takip Etmeyen Adam



Merhabalar,

Konuya farklı bir noktadan girmek istiyorum, hepimizin profosyonel hayatında yaşadığı bir olgudur, gitmek istiyene dur demiyeceksin. Dolayısıyla sezın başında Mustafa Denizli'nin Yıldırım Demirören'e yaptığı ziyaret sonrasında Sayın Demirören'nin Mustafa Denizli'yi yanaklarından öpüp yeni bir teknik kadro için arayışa girmesi lazımdı. Tabiki geçen sezonunun çifte kupalı takımının sezon öncesi yaşadığı tek travma Mustafa Denizli'nin gitmek isteyişi değildi. İhtyiaç açısından doğru bir tespit ile başlayan Mehmet Topuz transferinin skandala dönüşmesi de Yıldırım Demirören için ikinci bir şok oldu. Konu bu olaylarla kapanmış olsa belkide hepimiz için yeterli olacaktı ama Sayın Demirören Topuz transferini unutturmak için bu sefer geçen sezon hemen hemen hiç oynamamış Nihat'ı hem de bu kadroda hiç koyacak yeri olmadığı halde transfer etmek istemesi olayları iyice içinden çıkılmaz bir noktaya getirdi. Sayın Demirören Nihat'ı almak için gösterdiği çabayı sezon başında Delgado olayını çözmek ve onun yerine iyi bir alternatif yaratmak için gösterse en azından bugün gelinen noktaya ulaşılmamış olacaktı diye düşünüyorum. Kaldı bu sorun son dakika da çözülmeye kalkılarak tartışmalı Tabata transferine neden oldu. Bu kadar yanlışdan çıkacak tek doğru seçime katılacak delegelerin tüm bunları hatırlayarak Sayın Demirören'in seçmemesi olur. Ama genel olarak balık hafızalı bir toplum olduğumuz için muhtemelen seçim zamanı hiç bu konular hatırlanmayacaktır.

Mustafa Denizli kendisinin eleştirilmesine hiç ama hiç tahammul edemiyor, bu tip girişimlerde kendi geçmiş kariyeri nedeniyle eleştirilere cevap vermeme hakkının olduğunu belirtiyor. Mustafa hocanın atladığı önemli bir nokta var. Bir insanın geçmiş kariyeri o kişinin bulunduğu göreve gelmesi için bir yeter koşuldur. Görevin başına geldiğinden itibaren insanlar o an için yaptıklarıyla konuşulmalıdır. Geçmiş başarı ve tecrübesi sadece o insana tanınacak tahammül kredisini arttırır. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada Sayın Denizli geçmiş başarılarını gündeme getirmek yerine takımın mevcut durumdan kurtulması için çözümlerini konuşmak zorundadır. Ancak karakter olarak herhangibir eleştiriye tahammülü olmayan bir kişi olarak kendisine sorulan haklı sorulara bile cevap vermekten kaçınmaktadır. Şahsi fikrim olarak mevcut takımda eleştirilmesi gereken bir çok nokta var.

Sezona kötü bir başlangıç yapan Rüştü'yü oynatmakta neden ısrar ediyor. Kaldi ki Rüştü'nün yerine görev yapan Hakan oynadığı her maçta belirli bir seviyeyi tutturmuş durumda. Sağlıklı olduğu her maçta form durumuna bakılmadan Rüştü'ye kalenin teslim edilmesi Hakan içinde büyük bir yıkımdır. Sonuç olarak iki kalecinin yaşlarına baktığımızda Hakan'nın Rüştü'nün yerine oynaması en doğrusudur.

Geçen sezon savunmanın her iki kanadında da başarı ile görev yapan Ekrem Hayyam Dağ'dan ısrarla orta saha oyuncusu yapılmaya çalışılması bir başka skandal bir tercihtir. Sezon başında bu bölge için transfer edilen oyuncu Fink yedek klübesindeyken onun yerine Ekrem'i oynatmak gerçekten tartışılması gereken bir karardır. Sahaya baktığımızda bir çok pozisyondan Sayın Denizli'nin devşirme oyuncu tercihleri görülebiliyor. Aslında stoper olan İbrahim Kaş sağ bek, sağ bek oynaması gereken Ekrem orta saha oynuyor. Dün akşam çıkan onbirde oyuncu değişikliği yapmadan Sivok - İbrahim Kaş ve Ekrem'in yerlerini değiştirsek bence çok daha verimli bir oyun ortaya konulabilirdi. Tabiki Sayın Mucit Denizli'ye bu soruyu sormanın ve neden bu tercihi yaptığının cevabını almak mümkün değil. Tüm cesaretinizi toplayıp bu soruyu sorsanız bile kendisi cevaba Monoco zaferinden başlayacaktır. Sevgili Denizli yukarıda da belirttiğim gibi geçmişi ile yaşayan insanların bir gün tarih olmaktan başka şansıları yoktur. Eğer gerçekten başarılı olmak istiyorsan her zaman yarını düşünmelisin.

Geçen sezon sonunun en başarılı oyuncusu Bobo'nun geldiği durum hem Demirören'nin hemde Denizli'nin ortak çalışmasıdır. Bir tanesi onu gördüğü herkeze satmaya çalışarak bir diğeri takımdan dışlıyarak takım en değerli oyuncusunu bu hale getirmiştir. Bugün geldiği nokta ile Bobo ne transfer edilebilir ne de oynatılabilir durumdadır.

Son bir notta maçı anlatan sayın emektar İlker Yasin ile ilgili. "Ağlamak istiyorum" , "hem gol hem penaltı" gibi Türk maç spikerliğinin en çok hatırlanan anonslarının yaratıcısı dün de iki efsane cümle kurdu. Bunlardan birincisi ilk yarının sonunda Sayın Denizli'ye kızgın bir şekilde "Mustafa , Mustafa Denizli nedir bu takımın hali" diye seslenişi bir diğeride Ekrem'in golünden bir dakka sonra "Evet sayın seyirciler Beşiktaş 671 dakikadır gol atamıyor" demesiydi. Sayın İlker Yasin'nin aklı sanırım oynanan maçtan çok Beyaz Moskova Gecelerindeydi :)

Sevgiler,

28 Eylül 2009 Pazartesi

Yeni Transerler

Selamlar,

Ligimizin 7. haftasını tamamladık. Önce Ankaraspor - Ankaragücü olayı , 2 büyük takımın birisinin 7'de 7 diğerinin 7'de 6 yapması, geçen senenin iki kupalı şampiyonun tarihinin en kötü başlangıçlarından birisin yapması derken bayağı haraketli bir sezon başı yaşadık. Ligin bu haftası itibari ile sezon başında bir sürü paralar ödenerek yapılan transferleri değerlendirelim isterim. Ben yapılan transferleri 4 grupta topladım;

Cuk Oturanlar
Andre Santos (Corinthians) Bence daha gösterdiğinden daha fazla performansı var. İleryen dönemde göreceğiz.
Mustafa Sarp (Bursaspor) Futbolda çapa olmanın kuralı herhalde adının Mehmet olmasından geçiyor.
Leo Franco (Atletico Madrid) Taffarel'den sonra Galatasaray aradığı 1 numarayı buldu.
Abdul Kader Keita (Olympique Lyon) Galatasaray maçlarına gidip Metin Tekin'e olan özlemimi bir nebze durduran insan.
Labinot Harbuzi (Malmö) İlhan Cavcav'ı bir kere daha kutlamak lazım. Bu sefer esmer değil ama olsun :)


Göze Çarpanlar
Darius Vassell (Manchester City) Attığı 2 golle kalitesini ortaya koydu. Açıkçası ve Ceyhun ile birlikte çok daha fazla performans bekliyordum.
Mile Jedinak (Gençlerbirliği) Geç kaldığı takıma 2 asist ve 1 gol ile iyi bir katkı sağladı. antalyanın orta sahasında ki ciddi bir boşluğu doldurdu.
Matteo Ferrari (Genoa) Bu sene çok kötü oynayan takımın tek çabalayan oyuncusu.
Turgay Bahadır (Kayserispor) Kayserispor'da da şans bulduğu dönemlerde iyi performans sergiliyordu. Ama bence Sercan ile daha iyi bir ikili oldular.
Andres Mendoza (Peru) Kesin küme düşeceği düşünülen Diyarbakır'ın sezona iyi bir başlangıç yapmasını sağlayan adamlardan biri.
Mehmet Yılmaz (Ankaragücü) Bir dönem her uzun oyuncuya yakıştırdığımız Hakan Şükür'ün varisilerinden biri. Bu sezona iyi başladı. Ben Mehmet Yılmaz'dan hep daha iyi şeyler beklemiştim ama bir türlü olmadı.
Serdar Kulbilge (Kocaelispor) Kocaeli'nde yaşadığı travmayı atlattı. Bence potansiyeli yüksek bir kaleci tam Gençlere göre.
Cristian Oliveira (Corinthians) Galiba yeni Aurello.
James Troisi (Gençlerbirliği) Sayın Kafkas futbolun sadece koşan adamlarla olmıyacağını bir anlasa Troisi Kayseriye bambaşka bir hava katacak.
Jimmy Dixon (Malmö) Entresan bir golcü Manisa'ya ikinci bir Holosko etkisi verebilir.
Drago Gabric (Hajduk Split) Henüz gerçek potansiyelini ortaya koymadı ama yineden iyi parıltılar sergiledi.


Olsada Olur Olmasada
Ümit Karan (Galatasaray) Youla ve Mehmet Yılmaz'ın performanslarından çok ötede duruyor. Sanki Galatasaray'dan değil Gençlerbirliğin'den gelmiş gibi.

Nereden Çıktı Bu Adam
Nihat Kahveci (Villarreal) Mevcut durumu ile hem takımın düzenin bozdu hemde eski gücünde olmadığı için fayda sağlayamadı
Michael Fink (Eintracht Frankfurt) geçen sezonun sonunda ki cisse ernst ikilisinin performansından sonra zaten işi çok zordu. Beklenen verimi bir türlü alamadı. Demek ki napıyormuşuz sadece bonservisi elinde diye oyuncu almıyormuşuz.
İbrahim Kaş (Getafe) Ligin başlamsından çok kısa süre önce geldi. Hazırlık maçlarında ki iyi performans gösteren Erhan'nın yerine geçti ama bir sezon oynamadığı için beklentilerin çok uzağında. Ayrıca bence kesinlikle sağ bek oynayamaz.
Bülent Uygun (Sivasspor) Buraya Sivas'ın tüm transferlerini koyacaktım ama onların yerine kadroyu dağıtıp yeniden kurma yoluna giden, bu arada iş futbolcularda değil bende havasını veren sayın hocamı koymak daha iyi düşündüm.

6 Eylül 2009 Pazar

Ankarasporgücü'nde İkinci Perde



Gökçekgiller ve Cemal Aydın'nın şark kurnazlığına Futbol Federasyonundan ciddi bir uyarı geldi. Federasyon aşağıda detayları bulunan talimatnamenin 18. ve 76. maddeleri gereğince her iki klubede ihtar cezası verdi. Ankaraspor tarafından beklenen şirket hisselerinin 3 gün içerisinde Ankaragücü yönetiminde bulunana insanlarla organik bağı olmayan kişilere devredilmesi. Hiç şüpheniz olmasınki 3 gün içerisinde doğustan Ankaraspor'lu !!! ve yüreği ona hizmet etmek için yanıp tutuşan kişilere devredilecektir !!! Bu olay bir kez daha bize gösterecek ki kurallar ve kaideler ne olursa olsun işin başındaki üç - beş kişi her trülü sorunu kendi yönetemleri ile aşarak isteklerini gerçekleştirecekler. Açıkçası ben federasyonun verdiği ihtar cezasının şeklen olduğunu düşünüyorum. Eğer uygulamaya yönelik bir ceza vermeyi düşünselerdi transferin son üç gününde takım değiştiren 6 Ankaraspor futbolcusuna lisans çıkarmazlardı yada bu konu açıklığa kavuşana kadar lisanslarını askıya alırlardı.

Sonuçta hepimiz bu orta oyunun Ankaraspor'un al değiştirmesi ile biteceğini sanırım tahmin edebiliyoruz.

18. MADDE
TFF üyesi kulüpler ve birlikleri, üyelikleri ile ilgili bütün kararlarını herhangi bir dış kurum veya kuruluştan bağımsız olarak kendileri alırlar. Bu zorunluluk, kurumsal yapılarına bakılmaksızın bu üyelerin hepsi için geçerlidir.

76. MADDE
Hiçbir gerçek veya tüzel kişi (holding şirketleri ve grup şirketleri de dahil) herhangi bir müsabakanın veya turnuvanın dürüstlüğünün tehlikeye düşmesine neden olacak şekilde birden fazla kulübün veya grubun kontrolünü elinde bulunduramaz.

17. MADDE
1- Gerçek veya tüzel kişiler, aynı ligdeki birden fazla kulübün hakim hissedarı veya yönetim kurulu üyesi olamazlar.

2- Çoğunluk hisseleri veya yönetime hakim hisseleri aynı gerçek veya tüzel kişilere ait kulüpler, aynı ligdeki müsabakalara iştirak edemezler. Bu şekildeki kulüplerden birinin sportif başarısızlığı sonucu bir alt lige düşmesi halinde, bu kulüpler aynı ligdeki müsabakalara iştirak edebilirler.

TFF'NİN RESMİ AÇIKLAMASI
Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, bugün Kayseri'de yaptığı toplantıda MKE Ankaragücü Kulübü'nün 30 Ağustos tarihindeki olağanüstü Genel Kurulu'nda alınan kararlar sonucu, Ankaraspor A.Ş. ile arasında ortaya çıkan ilişkinin sportif rekabeti engelleyici nitelikte olduğunu saptadı.

TFF Hukuk Kurulu'nun yaptığı incelemeler doğrultusunda oluşturduğu raporu görüşen Yönetim Kurulu, mevcut durumun TFF Statüsü'nün 18 ve 76. maddeleri ile TFF Kulüp Tescil Talimatı'nın 17. maddesine aykırı olduğunu belirledi. Söz konusu aykırılıkların giderilmesi için MKE Ankaragücü ile Ankaraspor A.Ş. kulüplerine ihtarname gönderilmesine karar verdi.

Yönetim Kurulu, çekilen ihtarnamede MKE Ankaragücü Genel Kurulu'nda bu ihlalin ortaya çıkmasına neden olan kararların 3 gün içerisinde ortadan kaldırılmasını ya da Ankaraspor A.Ş. hisselerinin sportif rekabeti engellemeyecek ve kamu vicdanını tatmin edecek şekilde 3. kişilere devredilmesini istedi.

Yönetim Kurulu, ihtarnamede, bunlar yapılmadığı takdirde ilgili kulüplerin Futbol Disiplin Talimatı kuralları gereğince Disiplin Kurulu'na sevk edileceklerini ve adil oyun düzeninin sağlanabilmesi için Ankaraspor A.Ş.'nin, tedbiren müsabakalara alınmayacağını bildirdi.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...